Antibiyotik yazmayana bir daha gitmiyorlar

08 Nisan 2012 admin Kategori: Sağlık Haberleri | Yorum yok »

Antibiyotik yazmayana bir daha gitmiyorlar

Antibiyotik yazmayana bir daha gitmiyorlar

Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Enfeksiyon Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Metehan Özen, antibiyotiklerin Avrupa ülkelerindeki reçetelerde 5 veya 6. sırada, Türkiye’de ise ilk sırada yer aldığını belirtti.

Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Enfeksiyon Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Metehan Özen, ”Gereksiz yere çok miktarda antibiyotik kullanıyoruz. Bazı vatandaşlar antibiyotik vermeyen doktorlara bir daha muayeneye dahi gitmiyor” dedi.

Antibiyotik kullanımı konusunda AA muhabirine bilgi veren Doç. Dr. Özen, antibiyotiklerin, zararlı bakterilerin neden olduğu enfeksiyonlarda daha çabuk iyileşmeyi sağlamak ya da hastalığa bağlı sakatlıklar, komplikasyonlar, uzun süreli ateşler gibi durumları önlemek için kullanıldığını belirtti.

Enfeksiyonların yaklaşık yüzde 90′ının virüs kökenli olduğunu ve 2-3 gün düzenli bakım, dengeli beslenme, dinlenme, bol sıvı alma gibi yöntemlerle tedavisinin mümkün olabileceğini vurgulayan Özen, bilgi eksikliği nedeniyle enfeksiyon tedavilerinde gereksiz yere antibiyotik kullanıldığına dikkati çekti.

-Reçetelerin ilk sırasında-

Türkiye’de reçetesiz antibiyotik kullananımın oldukça yüksek olduğunu ifade eden Özen, ”bazı vatandaşların antibiyotik vermeyen doktorlara bir daha muayeneye dahi gitmediğini” söyledi.

Bazı ülkelerde antibiyotik kullanılmadan önce hastaların 48 saat bekletildiğini, hastanın durumuna göre antibiyotik tedavisine ”son çare” olarak başvurulduğunu vurgulayan Özen, ”Avrupa ülkelerindeki reçetelerde 5 veya 6. sırada yer alan antibiyotikler, Türkiye’de reçetelerde ilk sırada yer alıyor. Hayatımızda gereksiz yere çok miktarda antibiyotik kullanıyoruz” dedi.

Gereksiz kullanılan antibiyotiklerin vücuttaki yararlı mikroorganizmalara zarar verdiğini ve vücudun direncini olumsuz etkilediğini kaydeden Özen, ”Şirketler yeni antibiyotikler üzerinde çalışmıyorlar. Tahminler şunu gösteriyor ki 2020 yılında dünyada en çok hastane enfeksiyonları, ağır enfeksiyonlar, dirençli enfeksiyonlar ölüme neden olacak. Hatta bu sayı kanseri, kalp krizini de geçecek. Önümüzdeki 5-10 yıl içinde yeni antibiyotikler gelişmezse hepimizi çok zorlu günler beklemektedir” diye konuştu.

AA

Antibiyotik yazmayana bir daha gitmiyorlar

0 views

AddThis Social Bookmark Button

‘İlaç güvenliğinde en güçlü ülkeyiz’

08 Nisan 2012 admin Kategori: Sağlık Haberleri | Yorum yok »

'İlaç güvenliğinde en güçlü ülkeyiz'

‘İlaç güvenliğinde en güçlü ülkeyiz’

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, sahte kanser ilaçlarının Amerika’dan Türkiye’ye getirildiği ve Türkiye’deki adıyla piyasaya sürüldüğü iddialarına ilişkin açıklama yaptı.

“Bize gönderilmiş bir bilgi yok. Türkiye’de FDI tarafından ilgili ilacın belli serileriyle ilgili bir problemden bahsedildiği için bizde piyasa gözetim ve denetimine başladık. Herhangi bir firmanın hatalı üretimi, firma adına belli bir seriyi piyasaya süren birileri karşımıza çıkabiliyor. Bu hususta ilaç güvenliğinin en güçlü olduğu ülke Türkiye’dir” dedi.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Yemen Kamu Sağlığı ve Nüfus Bakanı Dr. Ahmed Quassim Al-Ansi ve beraberindeki heyeti iki, ülke arasındaki sağlık alanına ilişkin konuları görüşmek ve işbirliğini geliştirmek üzere Sağlık Bakanlığı İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğü’nde kabul etti. Akdağ, görüşme sonunda gazetecilerin sorularını cevapladı. Amerikan İlaç Dairesi’nin, sahte kanser ilaçlarının Türkiye’den Amerika’ya getirildiği ve ilaçların Türkiye’deki adıyla piyasaya sürüldüğü iddiasıyla ilgili kendilerine bir bilgi gelip gelmediği sorusu üzerine Akdağ,

“Roche firmasının bir ilacıyla ilgili olarak FDI bir araştırma yaptı. İlacın etken maddesiyle ilgili sorunlar tespit ettiği bir gerçek. Bu sorunlu ilacın üretim bölümlerinin her kutusunda yok bu. Üretim serilerinin nerede üretildiğine dair kesin bir bilgi yok. FDI tarafından Türkiye’de ilgili ilacın belli serileriyle ilgili bir problemden bahsedildiği için biz de piyasa gözetim ve denetimine başladık. Herhangi bir firmanın hatalı üretimi, firma adına belli bir seriyi piyasaya süren birileri karşımıza çıkabiliyor. Bu hususta ilaç güvenliğinin en güçlü olduğu ülke Türkiye’dir” dedi.

Akdağ, Türkiye’de bütün ilaçların ilaç takip sistemi denilen bir sistemle piyasaya geldiğini, gerek ithal ilaçların, gerek Türkiye’de üretilen ilaçların piyasaya sunulmadan önce Sağlık Bakanlığı’nın Merkez Bilgi Sistemi’ne o kutunun üzerindeki özel bir işaretle ilacın girildiğini belirterek, ilaçların bu şekilde piyasaya arzının yapıldığını ifade etti.

Akdağ, “İlaçlar vatandaşa satılıncaya kadar biz Türkiye’deki her bir kutu ilacı parmak iziyle takip edebilecek durumdayız. FDI dahil olmak üzere Fransa ve başta bazı ülkelerdeki ulusal ilaç otoriteleri bu sistemi nasıl geliştirdiğimizi yerinde görmek ve kendi ülkelerinde de geliştirmek üzere bizimle işbirliği halindeler. Vatandaşlarımız meselenin şu kısmına çok dikkat etmelidir. İlaçlarını vatandaşlarımız eczaneden alsın. Eczane dışında ilaç teminine gidilirse bizim bunu garanti etme imkanımız yok. Özellikle internet üzerinden başka türlü ilaç temini yapmaya çalışan kişiler olabiliyor” şeklinde konuştu.

Piyasadan toplatılan bir göz damlasıyla ilgili soru üzerine ise Akdağ, üretimle ilgili kusur ya da böyle bir ihtimalin ortaya çıktığı ürünlerin piyasadan toplatıldığını bildirdi. İlaçların geriye çekilmek istenen serilerinin nerede olduğunun artık İTS ile tespit edilebildiğini kaydeden Akdağ, bu tespitin eczane, depo hatta hasta bazında mümkün olduğunu, bunun Türkiye’de ilaç güvenliğinin geldiği noktayı gösterdiğini bildirdi.

Öksürük şuruplarının 6 yaş altındaki çocuklarda yasaklandığı Belçika’dakine benzer bir uygulamanın, Türkiye için de söz konusu olup olmadığı sorusu üzerine Akdağ, bu konuda bilim kurulunun inceleme yaptığını belirtti. Bunun öksürükle ilgili bütün ilaçlar için söz konusu olduğu şeklinde algılanmaması gerektiğini belirten Akdağ, ”Herhangi bir ilacın bilimsel açıdan riski ortaya çıkmışsa elbette buna karşı önlem alınması gerekir. Bizde de bilimsel komisyon böyle bir karar alırsa benzer bir uygulamayı biz de yapabiliriz, şu anda meseleyi araştırıyoruz” dedi.

İHA

‘İlaç güvenliğinde en güçlü ülkeyiz’

1 views

AddThis Social Bookmark Button

Kanser türlerinde iyileşme oranı arttı

08 Nisan 2012 admin Kategori: Sağlık Haberleri | Yorum yok »

Kanser türlerinde iyileşme oranı arttı

Kanser türlerinde iyileşme oranı arttı

Uzmanlar, tüm kanser türlerinde iyileşme oranının yüzde 66′ya, ”meme, testis, prostat, hodgkin” gibi birçok kanser türünde ise bunun yüzde 90′a ulaştığını söyledi.

Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Genel Başkanı ve Dünya Kanser Kontrol Örgütü Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Prof. Dr. Kutluk, kronik bir hastalık olan kanserde iyileşme oranlarının ciddi ölçüde arttığını belirtti.

Kanser tedavisinin temel olarak cerrahi, kemoterapi ve radyoterapiden oluştuğunu ifade eden Prof. Dr. Kutluk, şöyle konuştu:

”Tüm kanserlerde iyileşme oranı yüzde 66′ya, ‘meme, testis, prostat, hodgkin’ gibi birçok kanser türünde ise iyileşme oranları yüzde 90′a ulaşmıştır. Birçok kanser türünün erken evrede tanımı yapıldığı zaman iyileşme şansı artıyor. Ayrıca, ülkemizde onkoloji alanında tedavi imkanları bulunmaktadır. Dolayısıyla hastaların yurtdışına gitmesi gerekmiyor. Kanser tedavisinde ‘hedefe yönelik tedavi’ dediğimiz, kansere yol açan mekanizmayı hedef alan moleküler tıbbın kazandırdığı ilaçlar artık bazı kanser türlerinde kullanılmaya başlamıştır. Bu gelişmelerin giderek daha da hız kazanması bekleniyor.”

-”Erkeklerde 50, kadınlarda ise 40 yaş önemli”-

Kanserde erken tanıyla tedavi başarısının önemine dikkati çeken Prof. Dr. Kutluk, Türkiye’de kanser taramalarına ilginin artması için çalışma yaptıklarını anlattı.

Kanser konusunda farkındalığın daha da yükseltilmesi için bilgi düzeyinin artırılması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Kutluk, şunları kaydetti:

”Genel olarak 50 yaşını geçen erkeklerin prostat ve kalın barsak kanseri için, 40 yaşını geçen kadınların ise meme ve serviks kanseri için kanser taramalarını yaptırmaları, bu 4 kanserin erken tanısı için önemlidir. Dünyada her yıl 12 milyon 700 bin kişi kansere yakalanıyor. Böyle giderse 2030 yılında bu rakam 13 milyon 200 bine ulaşacak. Ülkemizde de her yıl 150-200 bin kişi kansere yakalanıyor. ‘Globocan’ 2008 verilerine göre, ülkemizde erkeklerde akciğer, mide, mesane, prostat ve kolorektal kanseri, kadınlarda ise meme, kolorektal, mide, uterus ve akciğer kanseri sık görülen kanser türleri olarak açıklandı.”

-”Kanserin önlenmesi için tütünün yasaklanması gerekiyor”-

Türk insanının kanserin belirtilerini kısmen bildiğini anlatan Prof. Dr. Kutluk, ”Vücudun herhangi bir yerinde açıklanamayan bir şişlik, idrar ve dışkı ile kanamalar, iyileşmeyen ve uzun süren morarmalar, uzun süren, düzelmeyen öksürük, ses kısıklığı, vücuttaki benlerde büyüklük ve renginde değişmeler ipucu olabilecek belirtilerdir. Bu belirtiler mutlaka kanser demek değildir ama hekime danışmayı gerektiren belirtilerdir” dedi.

Kanserin önlenmesi konusunda obezite ve tütün konularında halkın bilinçlenmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Kutluk, şöyle konuştu:

”Kanserin önlenmesi için tütünün yasaklanması gerekiyor. Çünkü tütün tek başına kanserin en önemli nedenidir, tüm kanserlerin üçte birinden sorumludur. Türkiye, bu açıdan çok önemli ve çok iyi bir noktaya gelmiştir. Tütün konusunda herkesin daha da duyarlı olması gereklidir. Ayrıca obezite konusu da önemlidir. Bu konuda da halkın bilgilendirilmesi gerekmektedir. Çünkü obezite ile bazı kanser türleri arasında ilişki vardır.”

AA

Kanser türlerinde iyileşme oranı arttı

2 views

AddThis Social Bookmark Button

Bakandan sahte ilaç açıklaması

08 Nisan 2012 admin Kategori: Sağlık Haberleri | Yorum yok »

Bakandan sahte ilaç açıklaması

Bakandan sahte ilaç açıklaması

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, sahte kanser ilacı iddialarına cevap verdi.

Ünlü bir ilaç firması tarafından üretilen kanser ilacının, Türkiye’de satılan versiyonlarının sahtesinin Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkması kafaları karıştırdı .

Konu, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a soruldu .

Sağlık Bakanı Recep Akdağ,

“Türkiye’den üretildiğine ya da Türkiye’ye getirilmiş serilerde bunun olduğuna dair elimizde şu anda bilgi yok biz de konuyu araştırıyoruz. ” diye cevap verdi.

Söz konusu kanser ilacının piyasadaki denetimi için önlem alındı.

Bakan Akdağ,

“Biz de Türkiye’de ilgili ilacın belli serileri ile ilgili problemden bahsedildiği için FDA tarafından,piyasa gözetimi ve denetime bu anlamda başladık. FDA ‘nın bahsettiği seriyi şu anda piyasada sattırmamak üzere firmaya ve ilgili kuruluşlara bilgi vermiş durumdayız”. dedi.

İlaç güvenliğinin, ilaç takip sistemi ile denetlendiğini belirten Akdağ, ilacın üretiminden tüketimine kadar sürecin kayıtlı olduğunun altını çizdi.

Akdağ;

“İlaç güvenliğinin en güçlü olduğu ülke neresi derseniz, ben rahatlıkla Türkiye diyebilirim. Çünkü biliyorsunuz ilaç takip sistemi diyen bir sistemle piyasaya girmektedir. Gerek ithal ilaçlar olsun, gerek Türkiye’de üretilen ilaçlar olsun. ” dedi.

Akdağ, vatandaşların ilaçlarını sadece eczanelerden alması gerektiğini de vurguladı.

trthaber

Bakandan sahte ilaç açıklaması

0 views

AddThis Social Bookmark Button

Kansere karşı önlemi erken teşhisle alın

08 Nisan 2012 admin Kategori: Sağlık Haberleri | Yorum yok »

Kansere karşı önlemi erken teşhisle alın

Kansere karşı önlemi erken teşhisle alın

Ülkemizde her yıl 150 bin kişiye kanser teşhisi konulduğunu belirten uzmanlar, 2030 yılında bu sayının 500 bine çıkacağının tahmin edildiğini söyledi.

Kanser Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulunan Dr. Mete Duruk, kanserden korunmak için erken teşhis ve tedavinin önemini vurgulayarak, “Kanser; en çok ölüme sebep olan hastalıkların başında gelmesi, tedavi maliyetlerinin çok yüksek olması, tedavisinin zor ve uzun olabilmesi ve bıraktığı sakatlıklar açısından, yüzyılın en ciddi sağlık sorunları arasında yer alıyor. En sık görülen kanser türleri erkeklerde akciğer, prostat, kalın bağırsak, rektum, mide ve pankreas; kadınlarda meme, akciğer, kalın

bağırsak, rektum, mide ve pankreas kanserleri olarak sıralanıyor. Kanser ölümlerinin yüzde 30′u düzeltilebilecek davranışlardan kaynaklanıyor. Dünya genelinde hemen her ülkede yıllık yüzde 1-2 oranında yükseliş gösteren kanserin artışı, çok az sayıdaki gelişmiş ülkede kontrol altına alınabilmiş ve negatif bir eğilim görülmeye başlanmış durumda.

Kanser kontrolünde başarılı olan ülke örnekleri incelendiğinde, kanserle mücadelenin uzun süreçte başarı göstereceği, özellikle tütün, obezite ve beslenme gibi faktörler üzerinde önleyici tedbirler alınması gerekliliği, meme, rahim ağzı ve bağırsak kanserlerinde de toplum tabanlı tarama programlarının ülke genelinde uygulanması gerekliliği görülüyor.

Kanser ölümlerinin yüzde 30′u düzeltilebilecek davranışlardan kaynaklanıyor. Kanserden korunmak için tetikleyen faktörleri bilmek ve bu davranışlardan uzak durmak da önemli. Bunlar; sigara ve alkol kullanımı, uzun süre ve tehlikeli saatlerde güneş altında kalma, aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalma, bazı kimyasal maddeler (katran, benzin, boya maddeleri, asbest vb), bazı virüsler, hava kirliliği, radyasyona maruz kalma, kötü beslenme alışkanlığı” dedi.

ERKEN TEŞHİS ÖNEMLİ

Kanserin belirti ve bulgularının köken aldığı doku ve organlara göre değiştiğini belirten Dr. Mete Duruk, “Hatta bazen hiç belirti ve bulgu vermeden kontrol muayenelerinde kanser tanısı konulabiliyor. Erken teşhis, kişilerin kendi kendini muayenesi, kontrol muayeneleri ve taramalar ile mümkün oluyor. Kanserin başlıca belirti ve bulguları ise, dışkılama ve idrar alışkanlıklarında değişiklikler, uzun süren, iyileşmeyen yaralar, beklenmeyen kanama ve akıntılar, meme veya başka organlarda elle hissedilen şişlikler, yutma güçlüğü veya hazımsızlık, siğil ve benlerde belirgin değişiklik, uzun süren ses kısıklığı ve öksürük şeklinde olabiliyor. Bu bulgular her zaman kanser demek değildir. Ancak nedenlerinin belirlenmesi için mutlaka bir doktora başvurulması gerekir. Kanser bulaşıcı bir hastalık olmayıp, erken tanısı ve tedavisi mümkün olan bir hastalık grubudur” şeklinde konuştu.

Kansere karşı önlemi erken teşhisle alın

0 views

AddThis Social Bookmark Button

35 yıl sonra rahatça tokalaşabilecek

08 Nisan 2012 admin Kategori: Sağlık Haberleri | Yorum yok »

35 yıl sonra rahatça tokalaşabilecek

35 yıl sonra rahatça tokalaşabilecek

Konya’da doğuştan el, koltuk altı ve ayakları terleyen Muğlalı 35 yaşındaki Eda Karataş’ın terlemeye neden olan sinirleri başarılı bir operasyonla alındı.

Muğla’da çalışan Eda Karataş (35), Selçuk Üniversitesi (SÜ) Selçuklu Tıp Fakültesi Hastanesi’ne, 4 mevsim el, koltuk altı ve ayak terlemesi şikayetiyle başvurdu.

Doğuştan gelen rahatsızlığı nedeniyle yıllardır zor günler yaşayan Karataş, burada yapılan başarılı operasyonla terlemeye neden olan sinirleri alındı.

Karataş, başarılı geçen operasyonun ardından hastaneden taburcu edildi.

Eda Karataş (35), doğuştan terleme sorununun bulunduğunu söyledi.

Kendisinin çalışan bir kadın olduğunu ve işi gereği çok sayıda insanla iletişim kurduğunu belirten Karataş, bugüne kadar el, ayak ve koltuk altı terlemesi nedeniyle zor günler yaşadığını hatırlattı.

İnsanlarla rahatça tokalaşamadığını, görüntüsü nedeniyle çok rahatsız olduğuna dikkati çeken Karataş, şunları kaydetti:

”Bu terleme sadece yazın olmuyordu. Havalar ne kadar soğuk olursa olsun terliyordum. Ama bu rahatsızlıkla yaşamak zorundaydım. Hastalığımı kabullendim. Kendimi hep hastalığıma göre ayarladım. Ne kadar şık giyinirsem giyineyim hep kıyafet sorunu yaşıyordum. Arkadaşımın tavsiyesiyle SÜ Selçuklu Tıp Fakültesi Hastanesi’ne başvurdum. Başarılı geçen operasyonla rahatsızlığımdan kurtuldum. Kendime olan güvenim daha da arttı. Artık insanlarla rahatça iletişim kurmanın, tokalaşmanın mutluluğunu yaşayacağım. Kendimi dünyaya yeniden gelmiş gibi hissediyorum.”

-Aşırı soğuklarda bile terliyorlar-

Operasyonu gerçekleştiren SÜ Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Güven Sadi Sunam, Yrd. Doç. Dr. Murat Öncel ile birlikte operasyonu gerçekleştirdiklerini bildirdi.

Aşırı terlemenin önüne geçebilmek ve il dışından gelen hastalarını bu rahatsızlıktan kurtarmak için hemen harekete geçtiklerini dile getiren Sunam, gerekli tahlillerin ardından hastanın aşırı soğuklarda bile terlemesine neden olan sinirlerinin alındığını ifade etti.

Sunam, bu tür rahatsızlığı olan hastaların çektiği sıkıntıları çok iyi bildiklerini belirterek, ”Hastaların sosyal ilişkileri bozuluyor. Psikolojik olarak daha hassas, sosyal ortamda çekingenliği ve panik bozukluğu olan kişilerde daha fazla bu tür rahatsızlıklar görülebilir. Rahatsızlıklar genelde 12-17 yaş arasında daha sık görülebiliyor” diye konuştu.

AA

35 yıl sonra rahatça tokalaşabilecek

0 views

AddThis Social Bookmark Button

Yüz nakli Türkiye’nin imajını artırdı

08 Nisan 2012 admin Kategori: Sağlık Haberleri | Yorum yok »

Yüz nakli Türkiye'nin imajını artırdı

Yüz nakli Türkiye’nin imajını artırdı

Geçen yıl Türkiye’ye sağlık amaçlı 587 bin turistin gelmesiyle ve son zamanlarda yapılan başarılı yüz nakil ameliyatlarının Türkiye’nin dünyadaki popülaritesini arttırdı.

Türkiye Sağlık Turizmini Geliştirme Konseyi Kurucu Başkanı Emin Çakmak, turizm ülkesi olan Türkiye’nin dünyada hızla büyüyen sağlık turizmi pastasından daha fazla pay almasını sağlamak amacıyla oluşturulan konseyin yoğun tanıtım çalışması yürüttüğünü, geçen yıl fuar katılımlarının da bulunduğu 28 etkinlik yaptıklarını, dünya genelinde 57 merkezde ofisler oluşturduklarını anlattı.

Türkiye’nin dinamik yapısıyla bu sektörde hızla büyüdüğüne dikkati çeken Çakmak, sağlık tesisleri için verilen uluslararası kalite sertifikası olan JCI belgesine sahip 46 hastaneye sahip olduklarını, Türkiye’nin bu sayıyla dünyada bir numara olduğunu, 33 butik kliniğin de yabancılara hizmet verir durumda olduğunu söyledi.

Sağlık turizmini geliştirme çabalarına 7 yıl önce başlayan Türkiye’nin, bu alanda 20 yıldır çalışan ülkeleri geride bırakarak 5′inci sıraya yükseldiğini, hedeflerinin ABD ve Almanya’nın ardından 3′üncü sıraya yerleşmek olduğunu belirten Çakmak şöyle konuştu:

”Türkiye bu sektöre yaptığı yatırımlar ve dinamik pazarlama yapısıyla artık markalaştı. 2011 yılında sağlık için gelen 587 bin turistle ekonomiye 3.4 milyar dolar katkı sağladık. Bunun bir kısmı fizik tedavi ve termal turizm, ancak daha büyük kısmı tıp turizmi oldu. Eskiden Türkiye’ye gelen vakalar genelde göz, diş ve estetik cerrahi gibi alanlardı. Son üç yılda tablo değişti. Bu vakaların toplam içindeki payı azalıyor. Artık daha ağır vakalar almaya başladık.

Özellikle Arap Baharı olarak tanımlanan Libya, Suriye, Ürdün ve Yemen’deki olaylar nedeniyle Türkiye’ye çok sayıda hasta hareketi oldu. Türkiye bölgenin bir anlamda sağlık merkezi haline geldi. Son dönemde Ortadoğu gibi Afrika ülkelerinden de çok sayıda hasta şifa bulmak için Türkiye’deki sağlık tesislerine geldi. Bu sayının katlanarak artacağını öngörüyoruz.”

-”Türkiye güvenilir ülke”-

Ortadoğu ve Afrika ülkelerinden gelen ziyaretçi sayısı hızla artsa da halen Türkiye’yi en çok AB üyesi ülkelerden turistlerin tercih ettiğine dikkati çeken Çakmak, Avrupa ülkelerinden vatandaşların Türkiye’de tedavisi konusunda sigorta kurumlarıyla görüşmelerin devam ettiğini, bu konuda siyasetçiler arasında da müzakereler bulunduğunu, yakın bir dönemde bu yönde olumlu gelişmeler beklediklerini, bunun gerçekleşmesi halinde Türkiye’ye gelen sağlık turisti sayısının 2-3 milyonlara çıkacağını ifade etti.

Çakmak, 7 yıl önce bu işe başladıklarında en büyük problemin imaj ve güvenilirlik olduğunu, hastaların kendilerini Türkiye’deki tesislere teslim etmekte çekince yaşadığını, ancak bugün bu sorunun önemli ölçüde aşıldığını söyledi.

Türkiye’de tedavi olan hastaların memnuniyetini ülkelerindeki yakınlarına aktardığını, tedavi olmak isteyen yeni hastaların büyük bölümünün referansla geldiğini belirten Çakmak, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Ülkemizde tedavi görüp ülkesine dönen ziyaretçilerimiz ülkelerinde oluşturduğumuz ofislerde görevli doktorlar tarafından belli sürelerle kontrole çağrılıyor. Bu süreçte bize çok olumlu geri dönüşler oluyor. Artık imaj sorununu çözdük. ”Türkiye’ye gidip sağlığımızı nasıl teslim ederiz” diye soranlar buraya gelip gittikçe gördüler ki ülkelerinden çok daha kaliteli, hijyenik, rahat ve hızlı bir hizmet alıyorlar. İnsanların deneyimlerini birbirlerine aktarması en büyük reklamımız oluyor.

Son dönemde yapılan yüz nakilleri çok büyük popülarite oluşturdu. Başarılı yüz nakil ameliyatları Türkiye’nin dünya çapında tanınırlığını artırdı. Türkiye’deki hekimlerimizin ciddi altyapısı ve birikimlerinin olduğunu ispat ettik.”

AA

Yüz nakli Türkiye’nin imajını artırdı

3 views

AddThis Social Bookmark Button

Viral solunum yolu hastalıklarına dikkat

08 Nisan 2012 admin Kategori: Sağlık Haberleri | Yorum yok »

Viral solunum yolu hastalıklarına dikkat

Viral solunum yolu hastalıklarına dikkat

Uzmanlar bu mevsimde artan soğuk algınlıkların tedavisinde antibiyotiklerin yerine doğal yollarla rahatsızlıkların giderilmesini öneriyor…

Bahar mevsimi ile birlikte solunum yolu hastalıklarında artış görülüyor. Uzmanlar bu mevsimlerde artan nezle ve grip hastalıklarının seyrinde antibiyotiklerin kullanılmaması gerektiği bunun yerine doğal yollarla rahatsızlıkların giderilmeye çalışması öneriyorlar.

Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Zülal Özkurt, viral solunum hastalıkları konusunda tavsiyelerde bulundu.

Viral solunum yolu hastalıklarının başında gelen nezle ve gribin karıştırılmaması gerektiğini belirten Zülal Özkurt, grip belirtilerinin yaygın kas ağrıları, yüksek ateş, yatak istirahati gerektirecek kadar halsiz hissettirmesi, ciddi uzayan öksürüklerin sürmesi olarak belirtti. Özkurt, nezlenin ise gribe oranla daha hafif olduğunu ve bu hastalığın kendiliğinden geçeceğini ifade etti.

Enfeksiyon hastalıları uzmanı Özkurt, gribal hastalıkların bu mevsimin doğal hastalıkları olduğunu kişilerin gereksiz yere antibiyotik kullanmaması ve özellikle de panik yapmaması gerektiği üzerinde dururken şunları söyledi, “Mevcut grip ilaçları olarak adı geçen antibiyotiklerin hastaya yarardan çok zararı var, hastalar çok ilaçlara yönelmemeli, mümkünse kullanmasınlar. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirmeye yönelik yatak istirahati, odaların havalandırılması gerekir. Doğal yollarla örneğin bol sıvı tüketerek ve vücut direncini yükseltici taze meyve ve sebze tüketerek rahatsızlıktan kurtulabilirler. Hastalar rahatsızlıkları sırasında panik yapmamalı, kişiler hasta insanlarla tokalaşmamalı, öpüşmemeli, sürekli mendil kullanmalı, ellerini sürekli yıkadıkları takdirde bu hastalıklardan daha çabuk ve kolay kurtulabilirler.”

Özkurt, hastalarda ateşin ortalama 1 hafta 10 günden fazla devam etmesi halinde hastaların doktorla görüşmeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

İHA

Viral solunum yolu hastalıklarına dikkat

0 views

AddThis Social Bookmark Button