Hamilelik kilolarından nasıl kurtulunur?

13 Aralık 2011 admin Kategori: Kadın Sağlığı | Yorum yok »

Gebelik döneminde alınan kilolar, sağlıklı beslenme programı ve bebeğin düzenli emzirilmesiyle verilebiliyor. Uzmanlar, hamilelik öncesi kiloya dönmenin en az 6 ayı bulabileceğini belirtiyor.

Emzirme döneminde yeterli ve dengeli beslenmenin anne sütünün besin değerini ve süt miktarını arttırdığını belirten Uzman Diyetisyen Mehtap Ersin Bayrak emzirmenin annenin vitamin, mineral ve besin elementleri depolarına zarar vermediğini söyledi.

Dengeli ve sağlıklı beslenmeyle annenin ideal kilosuna ulaştığını, bebeğin de en sağlıklı beslenme şekli olan anne sütüyle beslenebildiğini belirten Bayrak, emziren annenin enerji ve besin öğeleri hesaplanırken yaş, boy, kilo, doğum sıklığı, enfeksiyon sıklığı, beslenme yetersizliğinin varlığı ve derecesi, fiziksel uğraşları gibi etmenlerin enerji harcamasının da hesaplanması gerektiğini ifade etti.

Bayrak, annenin kendisini ve bedenini tamamen ikinci plana atıp, emzirmeye ve bebeğe odaklanmasının da birçok beslenme hatasını beraberinde getirebildiğini vurgulayarak, ”Süt miktarının artması düşüncesiyle şeker ve yağ içeriği zengin, yüksek enerji içeren yiyecekler ya da sağlıklı, ancak fazla miktarda yiyecek tüketilmesi, doğum kilolarının üzerine kilo alımına neden olabilir. Sonuçta her şeye rağmen süt üretimi de azalabilir. Başarılı bir emzirme bebeğe günde 20-30 gram kilo kazanımı sağlar” dedi.

DÜŞÜK KALORİLİ DİYETLERDEN UZAK DURUN
Bayrak, gebelik öncesi vücut ağırlığına dönmenin 6 ay ya da daha fazla sürebildiğini belirterek, ”Kişi gebelik döneminde önerilenden fazla kilo almışsa her ay 2 kilo kaybetmek normaldir. Bu kilo kaybı ağır diyetlerle değil, emzirerek ve dengeli beslenerek sağlanmalıdır” diye konuştu.

Emziren annelerin, hızlı kilo verdirdiğini iddia eden standart ve düşük kalorili zayıflama diyetlerinden uzak durmaları gerektiğinin altını çizen Bayrak, şöyle devam etti: ”Ancak unlu, yağlı ve şekerli besinleri aşırı yememeye dikkat etmek gerekir. Bebeklerini emziriyorlarsa harcadıkları enerji nedeniyle eski formlarına daha kolay dönebilirler. Anne bebeğini emzirmeye devam ettikçe, süt üretimi artar ve buna bağlı olarak harcadığı enerji miktarında da artış olur. Diyetin sağladığı enerjinin yüzde 80 oranında süt enerjisine dönüştüğü kabul edilmektedir. Sağlıklı bir annenin günde ortalama 700-800 ml süt salgıladığı esas alındığında emziklilik döneminde günlük enerji gereksinmesine 750 kilo kalori ek yapılmalı. Bu miktarın 500 kilo kalorisi annenin yediklerinden, 250 kilo kalorisi ise gebelikte kazanılan depolardan karşılanır.

Annenin kendi dokularının korunması, sütle bebeğe geçen proteinin bebeğin doku oluşumu için kullanılması amacıyla yeterli ve kaliteli protein tüketmelidir. Her gün 1 adet yumurta ve 100-150 gram yağsız et (tavuk, balık, hindi veya 1 porsiyon kurubaklagil) yemeği tüketilmesi önerilir. Balık tüketimi haftada ortalama 2 kez olmalıdır.”

DEMİR EKSİKLİĞİNE KARŞI ÖNLEM ALIN
Bayrak, hamilelik ve emziklilik dönemlerinde sık karşılaşılan sorunun da demir eksikliği olduğunu vurgulayarak, ”Anne sütüyle bebeğe geçen demir de bebeğin demir depolarının dolması ve kan yapımında kullanılması açısından önemlidir. Et ve et ürünleri, balık, yumurta, kuru meyveler, kuruyemişler, kuru fasulye, nohut, mercimek demir içeriği yüksek gıdalardır, günlük beslenmede düzenli tüketilmelidir. Pekmez kan yapıcıdır, şeker boş enerji kaynağıdır. Şeker yerine pekmez yenmesi kansızlığı önler” diye konuştu.

Bu dönemde demirin emilimini azaltan çay ve kahvenin de yemeklerle birlikte içilmemesi, demirin emiliminin arttırılması için C vitamini içeriği zengin portakal, mandalina, domates, maydanoz, yeşil biber gibi besinlerle beraber tüketilmesi gerektiğini anlatan Bayrak, çayın kuşluk, ikindi gibi öğün aralarında, yani yemek yendikten 1-2 saat sonra açık olarak içilmesi, çaylara limon suyu eklenmesi, içecek olarak ıhlamur, nane, papatya, kuşburnu gibi bitki çaylarının tercih edilmesi gerektiğini söyledi.

YEMEKLERDE MUTLAKA İYOTLU TUZ KULLANIN
Bayrak’ın verdiği bilgiye göre, bu dönemde annenin, kalsiyumdan zengin süt, yoğurt ve peynir gibi yiyecekleri, önerilen miktarlarda düzenli tüketmesi gerekiyor. Emziklilik döneminde 1000-1200 mg kalsiyum annenin günlük diyetine 1 su bardağı süt, kalsiyumla zenginleştirilmiş süt veya yoğurt, 1 kibrit kutusu kadar peynir (30 gram) koyu yeşil yapraklı sebzelerin eklenmesi ile karşılanabiliyor. Kuru meyveler ve kuru yemişlerin de tüketilmesi gerekiyor. Her gün 1 yumurta ve 1 porsiyon sebze yemeği veya kurubaklagil yenilmesi, kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur karışımı yemekler, C vitamini yönünden zengin sebze ve meyvelerle tüketilmesi öneriliyor. Vitaminlerden zengin sebze ve meyvelerin diyette her öğün olmasına özen gösterilmesi isteniyor.

Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi içeren diğer hazır besinlerin mümkün olduğu kadar az yenilmesi, margarin ve tereyağının tüketilmemesi, zeytinyağı, mısırözü, soya, ayçiçeği yağının kullanılması gerekiyor. Ayrıca çok fazla yağ içeren pasta, kaymak, yağlı tatlıların tüketilmemesi, yemeklerin sıvı yağ konularak pişirilmesi veya ızgara, buğulama, haşlama yöntemlerinin kullanılması tavsiye ediliyor.

D vitamini ihtiyacının giderilmesi açısından önerilenlerden biri de emziren annelerin güneşlenmesi. Ayrıca yemeklerde mutlaka iyotlu tuz kullanılması, sebzelerin, makarna ve eriştenin haşlama sularının dökülmemesi isteniyor.

SIVI ALIMINI ARTTIRIN
Emziklilikte su metabolizması da artıyor. Alınan su süt salgılanmasıyla, metabolik su ise artan yiyecek alımıyla yükseliyor. Süt miktarının değişmemesi için annenin sıvı alımını arttırması gerekiyor. Günlük alınan toplam sıvı miktarının yaklaşık 3 litre olması gerekiyor. Bu miktar pratik ölçülerle 12 su bardağı su, süt, ayran, hoşaf, komposto, limonata, şerbet, meyve suları şeklinde öneriliyor. Sigara ve alkol kullanılmaması, vitamin tabletlerinin doktora danışılmadan tüketilmemesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Emzirme süresince bebeğin hep memede olması, emerken uykuya dalması emzirmenin iyi gittiğinin işareti olarak gösteriliyor.

AddThis Social Bookmark Button

Bunu yiyen kadınlar tüyleniyor!

08 Aralık 2011 admin Kategori: Kadın Sağlığı | Yorum yok »

2 bin kadın üzerinde geçtiğimiz ay yapılan bir araştırmaya göre kadınların fazla kilolarından sonra en çok şikayet ettiği sorunu aşırı tüylenme.

Bunun en önemli sebeplerinden biri ise glisemik indeksi yüksek yani yüksek karbonhidratlı ve şekerli kek, börek gibi hamur işi gıdalar tüketmek.

İngiltere’deki Whipps Cross Üniversite Hastanesi’nden endokrinolog Dr. Rina Davison tüylenmenin genlerle ve yaşanılan bölgeyle de alakalı olabileceği gibi yenilenlerle de yakından bağlantısı olduğunu açıkladı.

Dr. Davison yani glisemik indeksi yüksek besinler yani yüksek karbonhidrat ve şekerli yiyecekler yemenin vücutta insülin direnci yarattığını belirtti. İnsülin direncinde vücut daha fazla insülin salgılıyor ve bu da erkeklik hormonu olan testesteronun daha fazla salgılanmasına neden oluyor. Bu döngü içerisinde testesteron salgılayan kadın vücudu erkek tipi tüylenme yaşıyor ve yüz bölgesinde tüylenme artıyor.

Ayrıca bu yiyecekleri tüketmek insülin direncine neden olurken daha sonralarda insülin direnci bu tip besinlere de düşkünlüğü artırıyor ve adeta bir kısır döngü oluşuyor.

Ancak tüylenmenin tek sebebi tabii ki bu olmayabilir. Aynı zamanda kullanılan bazı ilaçlar, polikistik over sendromu, egzama, anoreksiya ve menapoz da sebeplerden biri olabilir.

AddThis Social Bookmark Button

Hamile bayanlar bu habere dikkat!

19 Kasım 2011 admin Kategori: Kadın Sağlığı | Yorum yok »

Hamile olan bayanlar hem kendi hem de bebeğin sağlığı için kış aylarında önlem almalı.

Mevsimsel değişiklikler ve geçişler hamileleri etkiliyor. Kış aylarında soğuklara maruz kalan hamilelerin daha sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek için kendilerine ve bebeklerine daha fazla özen göstermeleri gerekiyor.

Uuzmanlar, hem doğacak bebeklerinin, hem de kendilerinin sağlığı için kış hamilelerinin mevsimin özelliklerine göre önlem almasını öneriyor. Peki, kış anneleri nasıl beslenmeli, nelere dikkat etmeli?

“Kış aylarında metabolizmanızı güçlendirmek, hastalıklara karşı direncinizi arttırmak ve daha da önemlisi bebeğinizin sağlıklı gelişimini devam ettirmek için dengeli beslenmeniz şart. Gün içinde her besin grubundan yeterli miktarda almanız ve ihtiyacınız olan protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineralleri besinlerden sağlamanız gerekir. Kışın bolca yetişen pırasa, ıspanak, kereviz, lahana, karnabahar gibi demir zengini yeşil yapraklı, lifli sebzeler mönünüzün liste başında yer almayı hak eden besinlerdir.Kışın sağlığımız için başrol oyunculuğu yapan C vitamini; limon, portakal gibi turunçgillerde ve kuşburnu, kırmızı ve yeşil sivri biber, kivi, maydanoz ve rokada da fazla fazla bulunuyor. Kış aylarında yine daha bol ve çeşitli meyve ve sebzelerin tüketilebilme şansı vardır ve unutulmamalıdır ki C vitamini ile alınan demir, bağırsaklardan daha fazla emilecektir. Ayrıca meyve ve sebzelerin posalı oluşu bağırsak hareketlerini arttıracaktır. Bu arada meyve tüketimini akşam yatmadan önce muz (muzlu süt vb.) sabah ise asidik olan portakal, mandalina, greyfurt ile yapmak daha doğru olacaktır.

Gerektiğinden fazla kilo almak, doğum sonrasında karşınıza sorun olarak çıkacağı için, bu dönemde karbonhidratları azaltmalı, protein, vitamin ve kalsiyum ağırlıklı bir beslenme programı tercih etmelisiniz. Et, balık, tavuk, yumurta gibi besinlerle protein; süt, ayran, yoğurt gibi süt ve süt ürünleriyle kalsiyum; bol bol sebze ve meyve tüketerek de günlük dengeli beslenme programı dahilinde almanız gereken vitamin ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.Bulaşıcı hastalıkların ve alerjilerin çoğalmasına neden olan ortamlarla beraber, değişen hava şartları da birçok hastalığa sebep oluyor. Pencereleri ve kapıları açarak evdeki havalandırmayı sağlayabilir, mutfak ve banyodaki havalandırma fanlarından yararlanabilir ve hava temizleyici cihazlardan edinebilirsiniz. Soğuk algınlığı ya da gribe yakalanmamak için, salgın dönemlerinde kapalı ve kalabalık mekânlarda uzun süre kalmamalı ve ellerinizi sık sık yıkamalısınız. Gribal enfeksiyonların yaygın olduğu bu mevsimde tokalaşmak, öpüşmek risk arttırıcı olduğundan daha dikkatli olunmalı ve bu tip yakın temaslardan kaçınılmalıdır.

AddThis Social Bookmark Button

Test yaptır menopoz tarihini öğren

20 Ekim 2010 admin Kategori: Kadın Sağlığı | Yorum yok »

Genetik testi yoluyla kadınların menopoz tarihlerinin önceden belirlenebileceği belirtildi. Yeni bir araştırmaya göre, yakında kadınlar genetik testi yaptırarak 20′li yaşlarında ne kadar süre daha çocuk sahibi olabileceklerini öğrenebilecekler. Araştırmacılar, kadınların menopoza giriş zamanıyla ve doğurganlığın duracağı yaşla bağlantılı bir grup gen keşfetti. İngiltere için yaklaşık 50 sterlin (113 Türk Lirası) olacağı söylenen testin, on yıl içinde kullanılabileceği belirtiliyor. Araştırma ekibinin lideri olan, İngiltere’deki Exeter Peninsula Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doktor Anna Murray, “Nihai hedef bir gün kadınların ne zaman menopoza gireceğini önceden tahmin etmek. Kadınların doğum yapabilme yetisini menopozdan ortalama 10 yıl önce yitirdiği tahmin ediliyor. Bu yüzden kadınlara ne zaman çocuk sahibi olmaları gerektiği konusunda yardımcı olmalıyız. Araştırma bulguları kolay ve nispeten pahalı olmayan genetik testle erken menopoz sorunu yaşayan 20 kadından birine yardım etmenin sağlanabilmesine doğru atılmış ilk adım” diye konuştu. Kadınlarda ortalama menopoz yaşı 51, fakat bazı kadınlar 40′larında ve 60′larında da menopoza girebiliyor. Erken menepoz yaşayan ve yaşamayan toplam 2 bin kadının incelendiği araştırma sonucunda, DNA testleri erken menopoz riskini artıran dört gen tespit edildi. Bulgular, Human Molecular Genetics dergisinde yayınlandı.

AddThis Social Bookmark Button

Her 3 kadından birinde var!

19 Ekim 2010 admin Kategori: Kadın Sağlığı | Yorum yok »

Halk arasında ”kemik erimesi” olarak bilinen osteoporozun kırık gelişmediği sürece ağrıya neden olmadığı için sinsice gelişiyor.

Uzmanlar, iskelet yapısındaki kemik kaybının 40 yaşından sonra arttığını, 50 yaşın üzerindeki her 3 kadından birinde hastalığın görüldüğünü; hastalığın erkekleri de tehdit ettiğini belirterek,kalıtım, Asya ırkına sahip olmak, ince vücut yapısı, kalsiyum ve D vitamininden yetersiz beslenme, güneş ışınlarından yeterli yararlanamama, seks hormonlarının yetersizliği başlıca risk faktörleri içinde yer alıyor.

Osteoporoz ile Yaşam Derneği Başkanı Prof. Dr. Fatma Atalay, 20 Ekim Dünya Osteoporoz Günü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, osteoporozun, kemik yoğunluğunun azaldığı ve kemik kalitesinin bozulduğu bir hastalık olarak tanımlanabileceğini söyledi.

Hastalığın, tüm iskeletin zayıflamasına yol açtığını ve özellikle omurga, kalça ve el bileğinde kırıklara neden olduğunu vurgulayan Atalay, tıp dünyasındaki ilerlemeler ile birlikte insan ömrünün uzaması ve nüfusun yaşlanmasının osteoporozun görülme sıklığını artırdığını belirtti.

Atalay, osteoporozun, kırık olmadığı sürece ağrı yapmadığı için sinsice ve sessizce ilerleyen bir hastalık olduğunu, yıllar içinde gelişen omurga kırıklarının, hastanın boyunda kısalmaya yol açtığını belirterek, bel, sırt veya kalçada ağrı duyulmasının, omurlarda ezilme ve çökmeye bağlı vücudun öne eğilmesinin, omurga, kalça ya da el bileğinde aniden kırık gelişmesinin osteoporozun belirtileri olduğu uyarısında bulundu.

Osteoporozdan şüphe edilmesi halinde uzman hekim tarafından kişinin kas-iskelet sisteminin tam olarak muayene edilmesi, altta yatan başka bir hastalığının olup olmadığının araştırılması gerektiğine dikkati çeken Atalay, ”Röntgen filmlerinde kemiğin yüzde 30 kaybı oluncaya kadar herhangi bir bulgu saptanamaz, filmlerde kemik zayıflığı saptandığında, hastalığın ilerlemiş olduğu düşünülür” diye konuştu.

Atalay, ”kemik dansitometrisi” diye isimlendirilen ”kemik yoğunluk” ölçümleri ile erken tanı imkanı olduğunu ifade ederek, kemik yoğunluğunun çocukluk ve ergenlik dönemlerinden 30 yaşlarına kadar artmaya devam ettiğini, bu dönemde beslenme ve fiziksel aktiviteye daha fazla özen gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

Kemik yapısının gelişiminde genetik faktörlerin de etkili olduğunu anlatan Atalay, bunun yanı sıra hormonlar, besleme alışkanlığı, fiziksel aktivite ve güneş ışınlarının yeterli alınmasının da çok önemli olduğunu söyledi.

”KADINLAR KADAR ERKEKLERİ DE TEHDİT EDİYOR”

Atalay, iskelet yapısındaki kemik kaybının 40 yaşından sonra yavaş yavaş arttığını, 50 yaşın üzerindeki her 3 kadından birinde hastalığın görüldüğünü ve menopozla birlikte kaybın daha da arttığını belirterek, ”Hastalık kadınlar kadar erkekleri de tehdit ediyor, hatta çocuklarda bile görülebiliyor” dedi.

Yaşam boyunca erkeklerin üçte birinin osteoporoza bağlı kırık riski taşığını ifade eden Atalay, erkeklerde kemik yoğunluğunun en önemli belirleyicisinin testesteron hormonu olduğunu belirtti. Atalay, ağırlık ve kütle kas gücünde azalma gibi faktörlerin de etkili olduğu uyarısında bulunarak, 60 yaş üzerindeki erkeklerde en önemli risk faktörlerinin düşük vücut ağırlığı, kilo kaybı, kaslarda güçsüzlük ve sigara kullanımı olduğunu söyledi.

”ASYA IRKINA SAHİP OLMAK RİSK FAKTÖRÜ”

Her iki cins için de değiştirilebilen risk faktörlerinin bulunduğunu dile getiren Atalay’ın verdiği biliye göre, kalıtım, Asya ırkına sahip olmak, 50 yaşın üstünde olmak, ince vücut yapısı, hareketsiz yaşam, hastalık veya sakatlık durumu, kalsiyum ve D vitamininden yetersiz beslenme, güneş ışınlarından yeterli yararlanamama, aile öyküsü, seks hormonlarının yetersizliği (kadınlarda östrojen, erkeklerde testesteron), erken menopoz veya cerrahi menopoz, alkol ya da sigara kullanımı, kortizon, tiroit ve sara gibi bazı ilaçların kullanımı, ramatoid artrit ve şeker hastalığı, mide ya da bağırsak ameliyatı geçirmiş olmak ve fazla miktarda kafein, protein, sodyum ve fosfor tüketimi, hastalığın oluşumu için başlıca risk faktörlerini oluşturuyor.

Kırıkların oluşmasında zayıf vücut yapısı, özellikle kalça ve diz bölgelerindeki kasların güçsüz olması etkin rol oynuyor.

KEMİK MİNERAL YOĞUNLUĞU ARTIRILMALI

Kemik kütlesini en yüksek düzeylere çıkarabilmek için kemik mineral yoğunluğunun artırılması gerekiyor.

Bunun için çocukluk ve gençlik döneminde egzersiz, kalsiyum ve D vitamininden zengin diyet, güneşten yararlanma ve sigara kullanımından kaçınılması tavsiye ediliyor.

Yetişkin dönemde kemik kaybını önleyebilmek, kemik kaybını yavaşlatabilmek ve kasların gücünü artırmak için düzenli egzersiz yapılması, kalsiyumdan yeterli beslenme biçimi öneriliyor.

Hormon yetersizliği halinde düzenli takip isteniyor. Hormonal yetersizliği olan kadınlara östrojen tedavisi, erkeklere testesteron tedavisi başlanması gerektiği vurgulanıyor. D vitami ya da kalsiyum eksikliğinin giderilmesi gerekiyor. Kemik yıkımını durdurmak veya kemik yapımını artırmak için osteoporoz tedavisine başlanması isteniyor.

Ayrıca, daha önce osteoporotik kırığı, kemik yoğunluğu çok düşük olanlar ile tedaviden yararlanamayan çok ileri yaştaki hastaların da takip edilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Hastaların, düşme risklerini en aza indirebilmek için yaşam alanlarında çevresel faktörlerde değişiklik yapılması tavsiye ediliyor.

Ağrılarının giderilmesi, fiziksel kayıplarının ve gelişebilecek sakatlıkların önlenmesi amacıyla rehabilitasyon programları öneriliyor.

AddThis Social Bookmark Button

Saçını kurutmayanlar Dikkat!

16 Ekim 2010 admin Kategori: Kadın Sağlığı | Yorum yok »

Bitlenmek erkeklere nazaran kadınlarda faha yaygın görülüyor. Nedeni ise ıslak saçlar…

Kudüs Üniversitesi Öğretim Üyesi Parazitolog Dr. Kosta Mumcuoğlu, bitlenmenin erkeklere nazaran kadınlarda daha yaygın olarak görüldüğünü söyledi. 4. Uluslararası Bit Kongresi’nde Pohl Boskamp adına bir konuşma yapan Dr. Mumcuoğlu, bunun sebebinin uzun saç değil, banyodan sonra ıslak saçlarla dolaşmak olduğunu dile getirdi.


AddThis Social Bookmark Button

Kadınların korkulu rüyası

16 Ekim 2010 admin Kategori: Kadın Sağlığı | Yorum yok »

erine yayılması ile meme kanseri oluşur. Hem kadınlar hem erkekler meme kanseri olabilirler. Ancak kadınların en sık karşılaştığı kanser türüdür meme kanseridir.” diyen Çamlıca Alman Hastanesi’nden Diyetisyen Sanem Apa, meme kanserine karşı koruyucu 6 besini şöyle sıraladı…

Kefir: Çoğu kişinin ihmal ettiği mükkemmel bir içecek olan KEFİR artık daha çok beslenmemizde yer almaya başladı. Kefir ile ilgili yapılmış çalışmalar da tümör oluşumunu engellediği gözlenmiş, var olan tümörlerin ise ilerleyici etkisini azalttğını belirtmiştir. Yapılan çalışmaların snuçlarında ortalama olara yüzde 55’ e varan kanser riskini azalttığı belirlenmiştir. Kanser tedavisinde kemoterapi nedeniyle oluşabilen bulantı, kusma, ishal gibi yan etkilerinde kefir tüketimi ile ciddi miktarda azaldığı bilinmektedir.

Zeytinyağı: Oleik asit içeriği ile zeytin yağının uygun miktarlarda kullanılması kansere karşı koruyucu etki yaratır. Bu nedenle salatalarınıza 1 tatlı kaşığı zeytinyağ eklemeyi ihmal etmemeli bu şekilde yağda eriyen vitamşnlerin vücutta kullanımını arttırmalısınız. Sebze yemeklerinizi pişirirken de zeytinyağının yararlı etkilerinden faydalanmak istiyorsanız yemek piştikten sonra ilave etmelisiniz.

Üzüm çekirdeği: Üzüm ve üzüm çekirdeğinde bulunan polifenoller ve resveratrol antioksidan kapasiteleri yüksek olan maddelerdir ve serbest radikal oluşumunu azaltarak kanseri önleyici etki gösterirler.

Brokoli: A, C, E ve karoten bakımından zengin olan brokoli meme kanseri başta olmak üzere tüm kanser türlerinde olumlu etki yaratmaktadır. Çünkü antoksidan besin öğelerince zengin olması serbest radikal oluşumunu engelleyerek kansere karşı korur.

Soya: Östrojen seviyesinin meme kanseri oluşumunda etkili olduğu bilinen bir gerek. Bu nedenle östrojen seviyesindeki azalma kanser riskinde de azalmaya yol açar. Soya fasulyesinde bulunan genistein adlı flavanoid östrojenin etkisini azaltır. Bu da kansere karşı koruyucu etki gösterir.

Mercimek: Aslında bu noktada tüm kurubaklagilleri meme kanseri ve diğer kanser türlerine karşı koruyucu etkisinden bahsedebiliriz. Yapılan çok sayıda çalışma mercimeğin içeriğindeki posa ile kansere karşı koruyucu etki yarattığını haftada 2 kez tüketmenin meme kanseri oluşumu riskini yaklaşık yüzde 20 oranında düşürdüğünü belirtmektedir.

Fiziksel Aktivite ve Kanser

Yapılan birçok çalışmada orta düzeyde egzersiz yapan kadınların meme kanseri olma riskinin azaldığını vurgulamıştır. fiziksel olarak aktif bir yaşam kansere karşı koruyucudur ve egzersiz sırasında salgılanan endorfin hormonu sayesinde psikolojik olarak da mutlu olmayı sağlar.
• Vücut ağırlığınızı ideal seviyede tutmayı hedefleyin.

• Sebze ve meyve tüketiminizi yüksek seviyede tutun, günde 5 kez meyve ve sebze tüketmeyi hedefleyin
• Yağ alımınızı sınırlamayı deneyin. Günlük aldığınız enerjinin % 20- 25 kadarının yağdan gelmesini sağlayın.(sağlıklı yetişkin bireyler bu değer % 30’ a kadar çıkabilmektedir.) Yediğiniz besinleri yağ içeriklerine göre ayarladığınızda tükettiğiniz yağ miktarını da azaltmış olursunuz.
• Omega 3 yağ asitlerinden zengin besinleri beslenme planınıza ekleyin.
• Trans yağ asitlerinden mutlaka uzak durun.
• Kırmızı et tüketiminizi haftada 1- 2 kez olacak şekilde sınırlandırın.
• Tütsülenmiş, yanmış besinleri tüketmekten kaçının.
• Mümkün olduğunca meme kanserine neden olabilecek risklerden kaçının
• Iyi beslenmeyi sağlayın
• Kendinizi mümkün olduğunca stresten uzak tutun ve sağlığınızı koruyun.
Yaşamın bize verilen bir armağan olduğunu bilin ve lütfen nefes aldığınız her dakika ona gereken özeni gösterin.

AddThis Social Bookmark Button

Sonbahar depresyonu kadınları vuruyor

14 Ekim 2010 admin Kategori: Kadın Sağlığı | Yorum yok »

 

 

’Mevsimsel Tekrarlayan Depresyon Hastalığı’’kadınlarda erkeklerden 4 kat daha fazla görülüyor.

 

Türkiye nüfusunun yüzde 9’una varan oranda etkisi gözlenen ‘’Mevsimsel Tekrarlayan Depresyon Hastalığı’’nın kadınlarda erkeklerden 4 kat daha fazla görüldüğü bildirildi.

Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Psikiyatr Sümer Öztanrıöver, mevsimsel tekrarlayan depresyon hastalığının aşırı uyuma, yorgunluk-bitkinlik, aşırı yemek yeme ve kilo artışı ve mutsuzluk haliyle kendini gösterdiğini açıkladı.

MANİ ATAĞINI TETİKLİYOR

Öztanrıöver, ‘’İki Uçlu Bozukluk’ denilen mani ataklarıyla seyreden hastalıkta da mevsim değişimlerinin, atakları tetikleyebildiğini kaydetti.  Çok konuşma, aşırı para harcama, cinsel istekte artış, bu hastalığın belirtilerinden.

AddThis Social Bookmark Button