Müzik dinlerken buna dikkat edin!

19 Aralık 2011 admin Kategori: Genel Sağlık | Yorum yok »

Otomobillerde ve kulaklıkla çok yüksek sesle müzik dinlemek gürültüye bağlı işitme kayıplarına yol açıyor

Kulak, Burun, Boğaz Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Orhan Gedikli, kulağın son derece hassas bir organ olduğunu belirterek, ”Kulağın yapısına baktığımızda sesi kulak kepçesi alıp dış kulak yoluyla kulak zarına iletiyor.

Zar titreşmeye başlayarak titreşimleri kemikçiklere iletiyor. Orta kulak kemikçikleri titreşimi iç kulağa taşıyor. İç kulakta işitme hücreleri harekete geçiyor ve ses enerjisini elektrik enerjisine dönüştürerek işitme sinirleri aracılığıyla beyine gönderiyor. Algılama merkezleri gelen sesleri ayırarak tanıyor” diye konuştu.

Kulağa seslerin belli bir seviyenin üzerinde geldiği zaman orta kulakta bulunan iki orta kulak kasının kasılarak iç kulağın tahribatını engellemeye çalıştığını anlatan Gedikli, ”Bu kaslar sesin desibelini, şiddetini düşürüyorlar. Bu sistem kulağın kendini koruma mekanizmasıdır. Ama bu korumayı belirli seviyeye kadar yapabiliyor. Uzun süre kulaklıkla ya da kulaklık takmadan kapalı bir mekanda gürültüye maruz kalmak, işitme sistemi açısından son derece sakıncalı” dedi.

Toplu ulaşım araçlarında gençlerin uzun süre yüksek sesle müzik dinlemelerinin sakıncalarına değinen Gedikli, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Siz bir müzik cihazını açıp uzun süre yüksek seste dinlerseniz, aynı zamanda uzun süre gürültüye maruz kalmış sayılırsınız. Özellikle gençler arabada, otobüslerde cep telefonlarına kulaklığı takıp son ses açmış vaziyette uzun süre müzik dinliyor. Buna bağlı olarak gürültüye bağlı işitme kayıpları oluşmaktadır. Bu bir hastalıktır. Özellikle gürültülü işlerin yapıldığı fabrikalarda, iş yerlerinde maske kullanma zorunluluğu vardır. Devamlı gürültüye maruz kalmak iç kulağın dışa yakın orta kulak tarafındaki hücrelerini tahrip ederek yavaş yavaş artan işitme kaybına sebep olur. Bu kronik bir hastalıktır. İşitme kaybı yavaş yavaş arttığı için gürültüye maruz kalan kişiler bu durumu anlayamamaktadır. Bu tür işitme kayıpları anlaşılır seviyeye geldiği zaman artık geri dönüşüm yoktur. Kulakta tahribat olmuş, işitme kaybı gerçekleşmiştir. Artık kişinin işitme cihazı uygulamasından başka bir geri kazanımı yoktur. Bu zararlı alışkanlık özellikle genç ve orta yaşlı gurubun alışkanlığıdır. Müzik belirli aralıklarla orta seste dinlenebilir.

Çok yüksek oranda bir sese ani olarak maruz kalmak, ani işitme kayıpları dediğimiz kayıplara sebep oluyor. Bu durum daha sıkıntılı bir durumdur. Uzun süreli ses kaybında durum yavaş yavaş ilerliyor. Ani ses kaybında bir silah, top sesi veya bir gece kulübünde, düğünde yüksek ses veren hoparlörün dibindeki masada oturup yüksek sese maruz kalarak kulağında çınlama uğultuyla gelen hastalarımız oldukça fazladır. Kulakta yüksek sese maruz kalma sonucu ani işitme kaybına maruz kalmak oldukça sıkıntılı bir rahatsızlık. Çünkü o ani rahatsızlık ileri derecede bir kayıptır.”

TEDAVİ SÜRECİ

Prof. Dr. Gedikli, ani oluşan işitme kayıplarında tedavi yolunu ise ”24 saat içinde müdahale edilirse yüzde 50 yakın bir geri getirme mümkündür. Müdahale 24 saati geçerse kaybın geri gelme şansı yüzde 10′a-15′e kadar geriler. Aradan bir hafta geçtikten sonra geri gelme şansı yüzde bir bile değil. Müzik sesi normal oranda açılmalı son ses açıldığı zaman hoparlör dibinde oturan ve kulaklıkla müzik dinleyen tüm kişiler zarar görür” diye konuştu.

Gürültü konusunda yasal düzenlemeler de bulunduğunu hatırlatan Gedikli, şunları söyledi:

”Yüksek gürültü, insan sağlığı açısından her zaman risk, özellikle kulak olmak üzere birçok konuda negatif etkisi var. Moral ve motivasyonu bozar, çalışan kişilerin kendilerini işe verememelerine sebep olur. Bu dikkat kaybına bağlı iş kazaları meydana gelmesine sebep olur. Birçok psikolojik sorunu doğurur. Devletin, Sağlık Bakanlığının, sivil toplum kuruluşlarının halkı bilinçlendirmesi lazım, bu konuda mücadele de ediliyor.”

AddThis Social Bookmark Button

Otururken bunları yapmayın!

20 Ağustos 2011 admin Kategori: Genel Sağlık | Yorum yok »

Oturuş bozukluklarının yanı sıra merdiven inip çıkmak, step yapmak, koşu bandına eğim vererek koşmak gibi hareketler bakın nelere sebep oluyor

Büroda tüm gün sandalyede oturanların diz kapaklarında sorun oluşma oranı artıyor. Oturuş bozukluklarının yanı sıra merdiven inip çıkmak, step yapmak, koşu bandına eğim vererek koşmak gibi hareketler diz kapağının kaymasına neden olabiliyor.

Kayma, dizlerde ortaya çıkan şiddetli ağrı ile kendini belli ediyor. Ofiste oturma biçiminiz, diz kapağınızda sorun oluşup oluşmayacağının önemli göstergelerinden biri. Eğer sandalyede bacaklarınızı aralayarak oturuyorsanız, diz kapaklarınızın kaymasına neden olabilirsiniz. Diz kapağındaki kaymaların, özellikle de ofis çalışanlarının yaygın sorunu haline geldiğini belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Hakan Gürbüz, artık erkekler kadar kadınlarda da oturuş şekli nedeniyle aynı sorunun oluştuğunu söyledi.

Prof. Dr. Gürbüz, erkeklerde sık rastlanan, bacaklarını iki yana açma ve dizlerini yere 90 derecelik bir açıyla kırma şeklindeki oturma biçiminin kadınlarda da görülmesi nedeniyle her iki gurupta da ‘ağa oturuşu’ olarak tanımlanabilecek bu durumun diz kapağının kaymasına neden olduğunu vurguladı. ‘Ağa’ oturuş stili nedeniyle dizin üzerindeki diz kemiğini adeta bir şapka gibi örten diz kapağı, dış yana doğru kayıyor, kayma diz kapağındaki kıkırdağı yıpratıyor. Bu durumda ortaya çıkan sonuç, dizlerde şiddetli ağrı. Sorun daha da ilerlerse dizlerde protez uygulaması gerekebiliyor. Bacak bacak üstüne atmak gibi pek çok oturuş şeklinin yanlış olduğuna değinen Prof. Dr. Hakan Gürbüz, uzun süre sandalyede oturanlar için doğru oturma şeklini şöyle tarif ediyor:

“Sırtınız tamamen dik olmalı ve belinizin arkasını küçük bir yastıkla desteklemelisiniz. Bacaklarınızı kırarak değil, dizinizi kırmayacak şekilde düz ve birleşik uzatmalısınız. Bu oturuş şekli omurganızı düz tutar ve diz kapaklarınızın zarar görmesini engeller.”

AddThis Social Bookmark Button

Cep telefonlarındaki gizlenen tehlike

07 Haziran 2011 admin Kategori: Genel Sağlık | Yorum yok »

ABD’den cep telefonlarının beyin hücrelerini öldürdüğü uyarısı geldi!

Dünya Sağlık Örgütü’den cep telefonlarının kanser yapabileceği uyarısı geldi! Amerika Çevre Sağlığı Örgütü’nün Kurucu Başkanı ABD’li doktor Devra Davis, vücut ve beynin her an cep telefonlarının yaydığı mikrodalga radyasyonun yarısını emdiğini belirterek, ”Cep telefonu ile konuştuğumuz zamanlarda, mikrodalga radyasyon nedeni ile beyin hücrelerimizin bir kısmı ölmeye başlıyor” dedi.
İstanbul Kadir Has Üniversitesinde gerçekleştirilen ”Cep telefonunun sağlığa zararları” konulu konferansa ilişkin yapılan açıklamaya göre, konferans Türkiye, Fransa, Yunanistan, İtalya, İsrail ve Amerika’daki araştırma merkezlerinden gelen uzmanların katılımıyla gerçekleştirildi.

Konferansta konuşan Davis, bugün dünyada cep telefonları tarafından üretilen
mikrodalga radyasyon seviyesinin spermlere zarar verdiğine dikkati çekerek, ”Günde yaklaşık 2 saat cep telefonu kullanan erkeklerin sperm sayısı normal erkeklere nazaran yüzde 30 düşürüyor. Günde 4 saatten daha uzun süre cep telefonu kullanımı ise sperm sayısını yüzde 40 oranında azaltıyor. Dolayısıyla bu kişilerin çocuk sahibi olma ihtimalleri azalıyor. Ayrıca hamilelik sırasında bebeklerin DNA ve hafızalarını olumsuz etkiliyor” dedi.

BEYNİNİZE ZARAR VERİYOR

Titreşimli dijital cep telefonu sinyallerinin de bağışıklık sistemini onaran insan kan hücrelerine, saç köklerine ve lenfositlere zarar verdiğini ve tahrip ettiğini vurgulayana Davis, cep telefonunun kulakta veya kulağa yakın mesafede 50 dakikadan fazla tutulmasıyla sağlıklı bir bireyin beyninde değişikliklere yol açtığına dikkat çekerek, ”Vücut ve beyin her an cep telefonlarının yaydığı mikrodalga radyasyonun yarısını emiyor. Telefon ile konuştuğumuz zamanlarda mikrodalga radyasyon nedeni ile beyin hücrelerimizin bir kısmı ölmeye başlıyor” diye konuştu.

BAZ İSTASYONLARINDA DA TEHLİKE VAR

Konferansta konuşan Prof. Dr. Lloyd Morgan ise da telefonlarının baz istasyonları tarafından üretilen mikrodalga radyasyon seviyesinin, mikrodalga fırın içerisinde olduğu kadar büyük olduğuna dikkat çekerek, ”İnsanların bu kadar yakınında olmaları yasaklanmalıdır. Türkiye, aktif olan baz istasyonların yerleşim yerlerine kurulmasını yasaklayan düzenlemeler yapmalıdır” dedi.

ALINABİLECEK ÖNLEMLER

Açıklamaya göre, Amerika Çevre Sağlığı Örgütü Kurucu Başkanı Devra Davis’in ”Cepteki Tehlike” kitabında, cep telefonlarının zararlarından korunmak için alınabilecek en etkili bazı önlemleri şöyle sıraladı:

”-Cep telefonunuzu hiçbir zaman direkt olarak başınıza veya vücudunuza tutmayın.

-Cep telefonu ile konuşurken diafon, kulaklık, hands-free cihazları veya tüplü kulaklık kullanın.

-Mümkün oldukça sabit telefonları kullanmaya çalışın.

-Cep telefonunuz açıkken vücudunuza yakın bir yerde taşımayın. Örneğin cep telefonunuzu cebinizde veya göğüsünüzde taşımayın. Cep telefonunuz açıkken, kullanmıyor olsanız bile radyasyon yaymaya devam eder.

-Cep telefonunuzun sinyal seviyesi düşükken veya cep telefonunuz çekmediğinde daha güçlü çalışır ve daha çok radyasyon yayar.

-Cep telefonlarını çocuklardan uzak tutun.

-Çocuklar yetişkinlerden en az 2 kat daha fazla mikrodalga radyasyon emerler. Hamileler cep telefonlarını karınlarından kesinlikle uzak tutmalıdır.

-Uyurken cep telefonunuzu yakınınızda bulundurmayın. Siz uyursunuz, ancak cep telefonunuz uyumaz. Cep telefonunuz açık olduğu müddetçe radyasyon yaymaya devam eder. Cep telefonunuzu yastığınızın altına, yatağınızın yanındaki komodine veya uyumakta olan birinin yakınına koymayın.”

AddThis Social Bookmark Button

İşte Viagra’nın sürpriz etkisi!

05 Mayıs 2011 admin Kategori: Genel Sağlık | Yorum yok »

Erkeklerde cinsel gücü artıran Viagra hapı erkeklerde sürpriz bir etki daha yapıyor

Erkeklerde cinsel gücü artıran Viagra hapı erkeklerde sürpriz bir etki daha yapıyor

Viagra’nın sürpriz etkisi… İlacın erkekleri daha mülayim hale getirdiği tespit edildi. Araştırmalara göre, Viagra kullanan erkekler, aşk hayatlarında daha uyumlu oluyor.

Alman psikolog ve seks araştırmacıları, Viagra hapı sayesinde normal bir cinsel hayata kavuşan erkeklerin, cinsel sorunlarının ortadan kalkması nedeniyle birlikte oldukları kadınlara daha fazla anlayış gösterdiğini ortaya koydular.

AddThis Social Bookmark Button

Kontrolsüz antidepresan aşık ediyor!

03 Mayıs 2011 admin Kategori: Genel Sağlık | Yorum yok »

Sorunlarınızı çözmek isterken ‘aşık’ olabilirsiniz!’

Prof. Dr. Tarhan ‘Stres, aşırı yorgunluk gibi şikayetlerden, hekim bilgisi dışında ‘antidepresan’ kullanarak kurtulmak isterken, kendinize ilgi gösterenlere ‘aşık’ olma eğilimi gösterebilirsiniz’ dedi

Kontrolsüz alınan antidepresanların duygu durum bozukluğu olarak tanımlanan ”mani” hastalarında ilgi gösterene ”aşık” olma durumunun gözlendiği uyarısı yapıldı. Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanların aşırı çalışma temposu, maddi geçimsizlik, sosyal yaşamdan uzaklaşma gibi nedenlerle ruhsal sıkıntı yaşayabildiğini söyledi. Bu tür sıkıntılarla baş edilirken, hekim bilgisi halinde kullanılan antidepresanların faydalı olduğunu ifade eden Tarhan, ancak gereksiz ve aşırı antidepresan kullanımının sakıncalı olabildiğini belirtti.

35 milyon kutu tükettik

Türkiye’nin 2010 yılında ’35 milyon kutu antidepresan ilaç tükettiğini’ dile getiren Tarhan, ‘Türk Eczacılar Birliği’nin rakamlarına göre 2007′de 27 milyon 573 bin kutu antidepresan tüketilirken, son üç yıldaki yüzde 21′lik artış uzmanları endişelendiriyor’ dedi.

Çizginin üzerine çıkınca manik durum

Tarhan, kontrolsüz kullanılan antidepresanların ‘mani’ hastalığına yol açtığını belirterek, şu değerlendirmede bulundu: Depresyonu tedavi ederken çizginin üzerine çıkınca manik durum ortaya çıkıyor. Manide duygu yoğunluğu yaşandığı için kişi kendisine ilgi gösterenlere aşık oluyor. Bu toplumsal bir sıkıntıdır. Bu durum evli insanların da başına geliyor. Örneğin, bir hanım kendisine müzik dersi verene aşık olup, evden kaçmıştı. Sonra birden ‘ben ne yapıyorum’ dedi ve ilacın etkisiyle bu durumu yaşadığı ortaya çıktı.
Birçok meslektaşım, hastası aşık olup boşanma dilekçesini verdikten sonra ‘hastaya iyilik mi yaptım kötülük mü’ bunu sorguluyor.’

Kişiye göre ilaç tedavisi

Mani’nin, antidepresanın göz ardı edilen yan etkilerinden biri olduğuna dikkati çeken Tarhan, ilaç genetiğini dikkate alınarak hastanın kan düzeyinin ölçülmesi ya da yakın takip altına alınması gerektiği uyarısında bulundu.
Tarhan, düzenli takip ile söz konusu riskin azalacağını vurgulayarak, şunları kaydetti:
‘Kişiye göre ilaç verilirse, bu durum yaşanmaz. Mani halinde duygusal karar verme mekanizması bozuluyor. Kişi ‘eşimi sevmiyorum ayrılacağım’ diyor. Bunun gibi duygu durum değişikliklerine antidepresanların kullanımında karşılaşılıyor. Antidepresan bırakıldığında ise bu durum normale dönüyor. İlaçlar, kimyasal silahtır ve doğru kullanılmadığında zarar verir.’

Reçetesiz satılması kullanımı artırıyor

Ağrı kesici ve antibiyotikten sonra Türkiye’de en çok antidepresan kullanıldığını aktaran Tarhan, ‘Antidepresanlar reçetesiz de alınabildiği için hekim dışında çevreden öneri şeklinde de kullanılabiliyor. Bu da antidepresan kontrolsüz antidepresan kullanımını artırıyor.’

Tarhan, antidepresanların alışkanlık yapmadığını, ishale neden olabildiğini ve kimi zaman da kalp ritim bozukluğu ile yüksek tansiyona yol açabildiğini söyledi. Her antidepresanın yan etkilerinin farklı olabildiğini ifade eden Tarhan, tedavinin kişiye göre ilacın yan etkilerine göre düzenlenmesi gerektiğine dikkati çekti.

AddThis Social Bookmark Button

İşte Türkiye’nin en alerjik bölgesi

03 Mayıs 2011 admin Kategori: Genel Sağlık | Yorum yok »

Türkiye’nin alerjik bölge haritası çıkarıldı. Karadeniz bölgesi ilk sırada yer alıyor

Türkiye’nin alerji haritası çıkarıldı, en alerjik bölge ise nüfusun yüzde 46′sı ile Karadeniz çıktı.

Yüzde 31′le Akdeniz ikinci, yüzde 30′la Marmara üçüncü, yüzde 15.7′yle Ege dördüncü sırada. Alerjinin en az olduğu bölgeler ise yüzde 5.7 ile İç Anadolu, yüzde 2.4 ile Doğu Anadolu. Güneydoğu Anadolu bölgesinde ise bu oran “sıfır.”

Türk Toraks Derneği Astım ve Alerji Çalışma Grubu’ndan, Ankara Üniversitesi İmmünoloji ve Alerji Uzmanı Prof. Dr. Dilşad Mungan da, alerjiye en çok neden olan etkenlerden birinin ev tozu akarı diye bilinen ve gözle görülmeyen ‘mite’ böcekleri olduğunu söyledi.

Mite’ların deri atıklarıyla nemli yerlerde beslenen bir böcek olduğunu belirten Prof. Dr. Dilşad, “Alerjik nezle ve astımlı hastaların yüzde 50′sinde ev tozu akarı alerjisi var. Bazı besinler ve ilaçlar alerjiye neden oluyor. Alerjenler, hava kirliliği, sigara dumanı, bahar ayları, katkı maddeli besinler, aspirin ve ağrı kesiciler, üzüntü aşırı gülmek bile astımı tetikleyebiliyor.” dedi.

AddThis Social Bookmark Button

Tıp mucizesi bu olsa gerek!

29 Nisan 2011 admin Kategori: Genel Sağlık | Yorum yok »

Midesine gastrik baypas uygulaması yaptırarak 90 kilo veren İngiliz Natalie Rowe (27), artık eskiden giydiği pantolonun tek paçasına sığabiliyor

Midesine gastrik baypas uygulaması yaptırarak 90 kilo veren İngiliz Natalie Rowe (27), artık eskiden giydiği pantolonun tek paçasına sığabiliyor.

Ameliyattan önce 153 kilo olan ve 63 kiloya kadar düşen Rowe, erkek arkadaşından beklediği evlenme teklifini de almış. Bir firmada satış asistanı olarak çalışan genç kadın, “Çok mutluyum. Kendime güvenim arttı” dedi.

Gastrik baypas ameliyatlarında hastaların midelerinden küçük bir bölümü ‘ön mide’ haline getiriliyor ve yiyeceklerin ana mideye gitmesi tamamen engelleniyor. Böylece hasta çok çabuk tokluk hissediyor.

AddThis Social Bookmark Button

Dünya bu yağı konuşuyor!

25 Nisan 2011 admin Kategori: Genel Sağlık | Yorum yok »

Dünyanın çeşitli yerlerinde birçok hastalığın dermanı olarak bilinen çörek otu binlerce yıllık mucizesini günümüze de taşımaktadır

Dünyanın çeşitli yerlerinde birçok hastalığın dermanı olarak bilinen çörek otu binlerce yıllık mucizesini günümüze de taşımaktadır.

Hz.Muhammed (S.A.S) hadiste “Çörek otunu kullanın, ölümden başka her şeye devadır.” demiştir

İbn-i Sina, çörek otunun metabolizmayı uyardığını, uyuşuklu ve halsizliği engellediğini savundu.

Modern tıbbın babası kabul edilen Hipokrat, çörek otunu karaciğer ve sindirim rahatsızlıklarının devası olarak tanımladı.

Şimdi Tıp bilimi, Mısır’ın yukarı bölgelerinde yetişen gerçek “nigella sativa” cinsi çörekotu’ndan elde edilen yağı konuşuyor. Bu yağ, başta kanser olmak üzere pek çok hastalığın tedavisinde mucize etkiye sahip.

Almanya’da tıp alanındaki çalışmalarıyla Almanya Kültür Bakanlığı tarafından “Başarılı Göçmenler” kategorisinde ödüle layık görülen Prof. Dr. İsmail Özkanlı, yukarı Mısır bölgesinde yetişen “Nigella Sativa” cinsi çörekotu yağının başta kanser ve tümör tedavisi olmak üzere birçok hastalıkta doğrudan tedavi amaçlı kullanıldığını açıkladı.

Nigella Sativa cinsi Mısır Çörekotu yağının uzun süre alındığında vücudun bağışıklık sistemini normalleştirip, savunma gücünü arttırdığınada dikkat çeken Özkanlı, ayrıca saf çörekotu yağının tümör hücrelerine, alerjilere, bronşite, astıma, şeker hastalıklarına, yüksek tansiyona, bağırsak mantarlarına, mide ve bağırsak gazlarına, egzamalara, soğuk algınlıklarına, gribe, iktidarsızlığa, hafıza zayıflamalarına, mide ve bağırsak hastalıklarına, böbrek taşlarına, yorgunluğa, diş eti kanamalarına ve diş eti hastalıklarına(diş eti çekilmelerine) son derece faydalı olduğunu, bunun dışında da vücutta besinleri enerjiye çevirerek, harika bir zayıflama unsuru olarak da etkili olduğuna dikkat çekiyor.

Sadece Mısır’da yetişen “Nigella Sativa” cinsi saf çörekotu yağı tedavi edici ve onarıcı etkisi ile doğu ülkelerinde üç bin yıldan beri tabii ilaç olarak büyük bir rağbet gördüğünü belirterek, “Hızlı bir tedavi etkisi göstermesi için çörekotu yağının, yüzde yüz saf çörekotu tohumundan olması ve soğuk presten geçirilmesi gerekiyor. İçinde hiç bir kimyasal katkı maddesi ve bitkisel yağın olmaması gerekiyor. ” şeklinde konuşuyor.

Uzmanlara göre, çörekotu yağı neden hemen her derde deva 1959′dan beri, laboratuar ve üniversitelerde 200 den fazla çalışma yapılan çörekotu yağı Amerika’da Güney Carolina Hilton Head Island’da bulunan HYPERLINK “http://www.saglikbilgisi.gen.tr/saglik-tag/kanser”Kanser Araştırma Laboratuarında, şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı çalışmalardan biri, yüzde yüz doğal Mısır çörek otu yağının (Nigella Sativa) tümör tedavisinde, kemoterapide görülen negatif yan etkileri göstermeyip büyük başarılar sağladığını kanıtlamıştır.

Çalışmalarda Nigella Sativa’nın kemik iliği büyüme oranını yüzde 250 gibi bir rakama çıkardığı ve tümörün büyümesini yarı yarıya azalttığı tespit edilmiştir. Bu durum, bağışıklık sistemini uyararak hücreleri virüslerin yok edici özelliğinden koruyan interferon üretimini arttırmaktadır. Araştırmacılar, Nigella Sativa’nın anti bakteriyel ve anti mikotik etkilerini onaylamış ve diyabet tedavisinde esas olan şeker seviyesini düşürmekte de faydalı olduğunu tespit etmişlerdir.

Son zamanlarda AIDS konusunda yapılan bağımsız çalışmalar, çörek otunun doğal katil hücre aktivitesini arttırırken aynı anda yardımcı ve bastırıcı t hücreleri arasındaki oranı da geliştirip savunma sistemi üzerinde meydana getirdiği şaşırtıcı etkilerini ortaya çıkarmıştır

Araştırmalar modern tıp bilimi, yüzde yüz saf Mısır çörekotu yağı araştırmalarında çeşitli şaşırtıcı etkilere rastlamışlardır. İşte çeşitli araştırma sonuçları:

Amerika’nın South Carolina eyaletindeki Hilton Head Island Kanser araştırma Enstitüsü, Mısır’da üretilen çörekotu yağının kanser tedavisinde kullanılabileceğini belirtirken, yağın içerisinde çok güçlü bir direnç ayarlayıcısı olduğuna dikkat çekiyor. Ayrıca çörekotu yağının vücudun direnç sistemini (Immunsystem) tekrar normal haline getirdiğinin, tümör hücrelerini yok etmekte ve hücreleri zararlı viruslardan korumakta kulanılabileceğinin altı çiziliyor.

Amerika’da Arizona Universitesi’nde görevli Dr. Stanley Kopok’a göre ise; Tümör oluşmasını önlemede Mısır Çörekotu yağı çok etken bir rol oynuyor. Uzun süre kullanıldığında çörekotu vücudun Immunsystemimi güçlendiriyor ve sağlıklı hücrelerin üremesini hızlandırıyor.
Münih Immunoloji Enstütüsü’nden, Dr. Peter Schleicher’de çörekotunun tedavi edici yönü konusunda iddialı; “Mısır’da üretilen Çörekotu yağının allerjik hastalıkları iyileştirdiği ispat edilmiştir. Toz alerjisi, Pollenalleji, Ergenlik ve deri hastalıkları, Astım ve direnç gücü zayıflamış hastalarda kullanıldığının ilk dört haftasında, bu hastalıkların %80′ini iyileştirdiği görülmüştür.”

Berlin Charite Hastahanesi’nden, Prof. Dr. Kiesewetter: “Mısır’da üretilen Çörekotu yağı, infeksiyonlara neden olan alerjik hastalıklardan, Bronşitten, Astım’dan ve dermatolojik hastalıklardan korumaktadır.” Şeklinde yorumda bulunuyor.

AddThis Social Bookmark Button