<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.3" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>İnsan ve Sağlık - Önce Sağlık</title>
	<link>http://www.insanvesaglik.com</link>
	<description>sağlık, cinsellik, cinsel sorunlar, bebek sağlığı, kadın sağlığı</description>
	<pubDate>Wed, 04 Feb 2009 11:32:50 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Obezite hapşırıkla bulaşıyor</title>
		<link>http://www.insanvesaglik.com/obezite-hapsirikla-bulasiyor</link>
		<comments>http://www.insanvesaglik.com/obezite-hapsirikla-bulasiyor#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2009 11:32:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<category><![CDATA[Obezite]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanvesaglik.com/obezite-hapsirikla-bulasiyor</guid>
		<description><![CDATA[ 
Çağın hastalığı sayılan obezite ile ilgili son buluş  şoke etti.
&#160;
Çağın hastalığı sayılan obezite ile ilgili yapılan son araştırma,  obezitenin, grip gibi bulaşıcı olabildiğini gösterdi. Bu buluş karşısında bilim  adamları bile şoke oldu. 
Bilim adamları, obezitenin aynen grip  gibi bulaşıcı olabileceğini açıklayarak şok yarattı.
İngiliz ve  Amerikalı bilim adamları, bu araştırmanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="title_date">
<p class="short_content">Çağın hastalığı sayılan obezite ile ilgili son buluş  şoke etti.</p>
<p class="short_content">&nbsp;</p>
<p class="short_content"><strong>Çağın hastalığı sayılan obezite ile ilgili yapılan son araştırma,  obezitenin, grip gibi bulaşıcı olabildiğini gösterdi. Bu buluş karşısında bilim  adamları bile şoke oldu. </strong></p>
<p>Bilim adamları, obezitenin aynen grip  gibi bulaşıcı olabileceğini açıklayarak şok yarattı.</p>
<p>İngiliz ve  Amerikalı bilim adamları, bu araştırmanın ardından, obezitenin çok hızlı  yayılmasında AD-36 olarak bilinen &#8220;adenovirüs&#8221;ün önemli bir rol oynadığı  kanısında.</p>
<p><strong><font color="#990033">HAPŞIRIKLA  BULAŞIYOR</font></strong></p>
<p>AD-36 virisünün bulaştırıldığı fare ve tavukların hızla kilo almaya  başladıklarını gözleyen bilim adamları, normalde öksürük, boğazda tahriş,  konjonktivit ve isale yol açabilen AD-36 virüsünün hücrelerin daha hızlı  çoğalmasına da yol açarak aslında kilo almaya neden olduğunu yeni keşfettiler.</p>
<p>Bu buluşla birlikte, İngiltere&#8217;de her üç obezden birinin AD-36 virüsünün  bulaşmasıyla bu duruma düştüğünü savunan bilim adamları <strong>&#8220;Bu virüs  öksürük, hapşırma ve hatta tokalaşmakla geçebiliyor</strong>&#8221; uyarısında  bulundu.</p>
<p>Obezite hakkındaki bu buluşla ilgili ayrıntılar ünlü tıp  dergisi The Lancet&#8217;te yayınlanacak</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanvesaglik.com/obezite-hapsirikla-bulasiyor/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gebeliğin en zorlu tarafı</title>
		<link>http://www.insanvesaglik.com/gebeligin-en-zorlu-tarafi</link>
		<comments>http://www.insanvesaglik.com/gebeligin-en-zorlu-tarafi#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2009 11:31:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Kadın Sağlığı]]></category>

		<category><![CDATA[gebelik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanvesaglik.com/gebeligin-en-zorlu-tarafi</guid>
		<description><![CDATA[
Hamilelik döneminde yaşanan bazı sorunlar, hamileliğin  keyfine gölge düşürebilir. Bunların en başında da bacak krampları  geliyor.
&#160;



Bir kadının en hassas ve bir o kadar da güzel dönemi olan  hamilelik döneminde yaşanan bazı sorunlar, hamileliğin keyfine gölge  düşürebilir. Anadolu Sağlık Merkezi’nden (ASM) Kadın Hastalıkları Uzmanı Op. Dr.  Ebru Öztürk, hamilelik döneminde görülen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="title_date">
<p class="short_content"><img src="http://www.internethaber.com/images/news/50343.jpg" align="left" />Hamilelik döneminde yaşanan bazı sorunlar, hamileliğin  keyfine gölge düşürebilir. Bunların en başında da bacak krampları  geliyor.</p>
<p class="short_content">&nbsp;</p>
<p class="short_content">
<p class="news_detail_content">
<p class="content content_12" id="news_content">
<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt"><strong><span style="font-size: 11pt; font-family: Arial"><font color="#990000">Bir kadının en hassas ve bir o kadar da güzel dönemi olan  hamilelik döneminde yaşanan bazı sorunlar, hamileliğin keyfine gölge  düşürebilir. Anadolu Sağlık Merkezi’nden (ASM) Kadın Hastalıkları Uzmanı Op. Dr.  Ebru Öztürk, hamilelik döneminde görülen bacak krampları ile ilgili soruları  yanıtladı</font></span></strong></p>
<p>Hamilelik döneminde, özellikle ilk aylarda gebelik hormonlarının etkisi  sebebiyle bulantı, yorgunluk ve aşırı uyku hali, baş ağrıları, özellikle son  dönemlerinde artan kabızlık, hemoroid, mide yanması, bel ağrısı, sık idrara  çıkma ve bacaklarda kramplar, varisler, karında ve göğüste çatlaklar, nefes  almada zorluk gibi şikayetler görülebilir.</p>
<p>Bacak krampları ise, özellikle  24’üncü haftadan itibaren başlayan sık karşılaştığımız problemlerden biridir.  Gebeleri daha çok geceleri rahatsız eder. Bacak krampları zaman zaman aniden  uykudan uyanmalara neden olabilir.</p>
<p>Nedeni magnezyum  eksikliği!</p>
<p>Anadolu Sağlık Merkezi’nden Kadın Hastalıkları Uzmanı Op. Dr.  Ebru Öztürk konuyla ilgili şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Gebelikte kramp oluşumuna  sebep olarak kalsiyum ve magnezyum eksikliği gösterilmektedir. Ayrıca gebelikte  büyüyen uterusun toplar damar sisteminde yarattığı baskı ve buna bağlı oluşan  dolaşım problemleri de kramp oluşumunda önemli bir etkendir. Ayrıca gün içi  yorgunluk, fazla ayakta kalma, aşırı kilo alımı ve varisler bacak kramplarını  artırmaktadır. Kalsiyum açısından zengin dengeli beslenme, çeşitli egzersizler,  masaj, bölgesel sıcak uygulama gibi yöntemlerle krampların hafifletilmesi  mümkündür. Çoğu zaman kalsiyum ve magnezyum içeren ilaç takviyesi de  yapılabilmektedir. “<br />
Hamilelik döneminde görülen bacak kramplarının önlenmesi  için alınabilecek önlemlerden bazıları şunlar:</p>
<p>• Uzun süre ayakta  kalmamalı,<br />
• Otururken ayağın altına yükseklik konulmalı,<br />
• Yatmadan önce  ılık duş almalı,<br />
• Sol yana yatmalı,<br />
• Varis var ise mutlaka varis çorabı  kullanılmalı,<br />
• Yüksek topuklu ayakkabı giymekten kaçınmalı,<br />
• Aşırı kilo  alınmamasına dikkat edilmeli.</p>
<p>Kramplar genelde lohusalık döneminde  hafifler ve sonrasında da geçer. Kramp girdiği zaman ise baldır üzerine sıcak  bir havlu koyup, bacağı yukarı kaldırmak ve ayak parmaklarını yukarı doğru  germek rahatlatıcıdır.</p>
<p><script type="text/javascript">changeTarget(document.getElementById("news_content"))</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanvesaglik.com/gebeligin-en-zorlu-tarafi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şeker vücut direncini düşürüyor</title>
		<link>http://www.insanvesaglik.com/seker-vucut-direncini-dusuruyor</link>
		<comments>http://www.insanvesaglik.com/seker-vucut-direncini-dusuruyor#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2009 11:30:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<category><![CDATA[şeker]]></category>

		<category><![CDATA[Şeker hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanvesaglik.com/seker-vucut-direncini-dusuruyor</guid>
		<description><![CDATA[
Fazla miktarda şeker tüketmek, akyuvarların yabancı  maddeleri yok etme yeteneğini önemli ölçüde azaltıyor.
&#160;


Çalışmalar, aşırı kilolu çocukların enfeksiyon  hastalıklarına daha sık yakalandıklarını  gösteriyor.
Yaklaşık 100 gramlık rafine şeker tüketiminin  olumsuz etkilerinin ilk yarım saat içinde başladığını söyleyen Prof. Dr. Necati  Yılmaz, olumsuz etkinin 5 saat boyunca devam ettiğini, genelde şeker yemekten 2 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="title_date">
<p class="short_content"><strong>Fazla miktarda şeker tüketmek, akyuvarların yabancı  maddeleri yok etme yeteneğini önemli ölçüde azaltıyor.</strong></p>
<p class="short_content">&nbsp;</p>
<p class="short_content">
<p class="news_detail_content">
<p class="content content_12" id="news_content"><strong><font color="#990000">Çalışmalar, aşırı kilolu çocukların enfeksiyon  hastalıklarına daha sık yakalandıklarını  gösteriyor.</font></strong></p>
<p>Yaklaşık 100 gramlık rafine şeker tüketiminin  olumsuz etkilerinin ilk yarım saat içinde başladığını söyleyen Prof. Dr. Necati  Yılmaz, olumsuz etkinin 5 saat boyunca devam ettiğini, genelde şeker yemekten 2  saat sonra akyuvarların, virüs ve bakteri gibi yabancı maddeleri hücre içine  alıp parçalama yeteneğini yüzde 50 oranında azaltığını belirtti</p>
<p><script type="text/javascript">changeTarget(document.getElementById("news_content"))</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanvesaglik.com/seker-vucut-direncini-dusuruyor/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Gögüs kanserinde yeni buluş</title>
		<link>http://www.insanvesaglik.com/gogus-kanserinde-yeni-bulus</link>
		<comments>http://www.insanvesaglik.com/gogus-kanserinde-yeni-bulus#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2009 11:28:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<category><![CDATA[DyNeMo]]></category>

		<category><![CDATA[göğüs kanseri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanvesaglik.com/gogus-kanserinde-yeni-bulus</guid>
		<description><![CDATA[Bilim dünyasından göğüs kanseri hastalarını  sevindirecek yeni bir buluş haberi geldi.
&#160;


Dr. Marc Wrana tarafından geliştirilen ve DyNeMo adı verilen yeni yöntemle,  her hastanın kanserli tümörlerinin yapısı ve dağılma yönleri belirlenerek, bu  hücrelerin durdurulması sağlanabilecek.
Kanada’nın Toronto Mount Sinai  Hastanesi bünyesindeki Samuel Lunenfeld Araştırma Entitüsü bilim adamlarından  Dr. Marc Wrana tarafından geliştirilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="short_content">Bilim dünyasından göğüs kanseri hastalarını  sevindirecek yeni bir buluş haberi geldi.</p>
<p class="short_content">&nbsp;</p>
<p class="short_content">
<p class="news_detail_content">
<p class="content content_12" id="news_content">Dr. Marc Wrana tarafından geliştirilen ve DyNeMo adı verilen yeni yöntemle,  her hastanın kanserli tümörlerinin yapısı ve dağılma yönleri belirlenerek, bu  hücrelerin durdurulması sağlanabilecek.</p>
<p>Kanada’nın Toronto Mount Sinai  Hastanesi bünyesindeki Samuel Lunenfeld Araştırma Entitüsü bilim adamlarından  Dr. Marc Wrana tarafından geliştirilen yöntemin, göğüs kanseri hastalığını yüzde  80 oranında kesin tedavi ettiği ifade ediliyor.</p>
<p>Dr. Marc Wrana’nın The  Journal Nature Biotechnology’nin son sayısında yayımlanan bilimsel makalesine  göre, DyNeMo (Dynamıc Network Modularity) adı verilen yöntem, göğüs kanserinde  kanserli hücrelerin vücutta dağılacakları bölgelerin önceden belirlenmesine  yarıyor.</p>
<p>Yeni teknolojiyle her hastanın kanserli tümörlerinin yapısı ve  dağılma yönleri belirlenerek, bu hücrelerin durdurulması sağlanabilecek.  Makalesinde, yeni yöntemle bugüne kadar göğüs kanseri 350 kadın hastanın tümör  takibinin yapıldığını belirten Dr. Marc Wrana, “Her tümörün ayrı bir protein ağı  organizasyonuna sahip olduğunu belirledik. Böylece, tedavinin seyri içinde hangi  ağ üzerinde ne tür bir müdahale yapabileceğimize şimdi daha kolay ve çabuk karar  verebileceğiz. Bu da, hastalığın yüzde 80 oranında kesin tedavisi anlamına  geliyor” diye yazdı.</p>
<p>DyNeMo yönteminin dünyanın değişik yerlerindeki  kanser araştırmaları merkezleriyle ortak bir ağ üzerinde kullanılabileceğini  belirten Wrana, “böylelikle, daha çok çeşitli vakaya ilişkin deneyimlerini  hastalığın ortadan kaldırılması amacıyla kullanabileceklerini”  kaydetti.</p>
<p><script type="text/javascript">changeTarget(document.getElementById("news_content"))</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanvesaglik.com/gogus-kanserinde-yeni-bulus/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>C vitamini için biraz maydanoz</title>
		<link>http://www.insanvesaglik.com/c-vitamini-icin-biraz-maydanoz</link>
		<comments>http://www.insanvesaglik.com/c-vitamini-icin-biraz-maydanoz#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2009 11:27:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<category><![CDATA[C vitamini]]></category>

		<category><![CDATA[maydanoz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanvesaglik.com/c-vitamini-icin-biraz-maydanoz</guid>
		<description><![CDATA[
Maydanoz deyip geçmeyin, yaprağındaki vitaminleri  duysanız mutlaka siz de şaşırırsınız!
&#160;
Yaprakları A, C ve K vitaminleri, demir, potasyum,  kükürt, kalsiyum, magnezyum ve klorin yönünden zengin olan maydanozun bir tutamı  günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılıyor.
Amerikan  Diyetetik Derneği’nin Denizaşırı Ülkeler Türkiye Temsilcisi Diyetisyen  Selahattin Dönmez, Akdeniz ülkesi bitkisi olan maydanozun bir provitamin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="title_date">
<p class="short_content"><img src="http://www.internethaber.com/images/news/82208.jpg" align="left" /><strong>Maydanoz deyip geçmeyin, yaprağındaki vitaminleri  duysanız mutlaka siz de şaşırırsınız!</strong></p>
<p class="short_content">&nbsp;</p>
<p class="short_content"><strong><font color="#990000">Yaprakları A, C ve K vitaminleri, demir, potasyum,  kükürt, kalsiyum, magnezyum ve klorin yönünden zengin olan maydanozun bir tutamı  günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılıyor.</font></strong></p>
<p>Amerikan  Diyetetik Derneği’nin Denizaşırı Ülkeler Türkiye Temsilcisi Diyetisyen  Selahattin Dönmez, Akdeniz ülkesi bitkisi olan maydanozun bir provitamin A  kaynağı olduğunu söyledi.</p>
<p>Maydanozun bu özelliği ile görme gücü, kılcal  damar sistemi, adrenal ve tiroid bezlerinin fonksiyonları üzerinde etkili  olduğunu belirten Dönmez, şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Maydanozun yapraklarında  uçucu yağlar, protein, klorofil ve glikozit, köklerinde ise uçucu yağ, şeker,  müsilaj ve glikozit vardır. Yaprakları A, C ve K vitaminleri, demir, potasyum,  kükürt, kalsiyum, magnezyum ve klorin yönünden zengin olan maydanozun bir tutamı  günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar” dedi.</p>
<p>Maydanoz suyundaki  yüksek klorofil miktarının kandaki alyuvar sayısını arttırarak böbreklerin,  karaciğerin, idrar yollarının temizlenmesine yardım ettiğini bildiren Dönmez,  “Sindirim enzimlerini uyararak sindirim rahatsızlıklarını dindirilmesinde  etkilidir. İnce bağırsaktaki peristaltik hareketleri arttırır. Mide ve  bağırsaklarda gaz birikmesini önler. Toksinlerin vücuttan atılmasını sağlar,  kanı temizler. Kansızlık, mesane iltihaplanması, kum, romatizma, böbrek taşı,  tansiyon ve damar sertliğine karşı etkilidir” diye konuştu.</p>
<p>Maydanozun  yapraklarının idrar söktürücü olarak da kullanıldığını belirten Dönmez, şöyle  devam etti:<br />
“Ayrıca, iltihaplı yaraların iyileşmesine yardım eder. Bazı  çalışmalarda<br />
adet sancılarının azaltılmasında da etkili olduğu görülmektedir.  Kökleri de aynı özelliklere sahiptir. Maydanoz C, E vitamini, B grubu  vitaminlerden folik asit, A vitamininin öncüsü karotenoidlerden çok zengindir.  Bu nedenle karaciğer hastalıklarına, sarılığa, egzamalara, selülite,  romatizmaya, gut hastalığına ve idrar yolları taşlarına karşı tavsiye edilir.  Maydanoz, demir, potasyum, magnezyum ve kalsiyum gibi minerallerden de  zengindir.”</p>
<p>Dönmez, maydanozun taze ve iyi yıkanarak tüketilmesine dikkat  edilmesi gerektiğini kaydetti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanvesaglik.com/c-vitamini-icin-biraz-maydanoz/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Soğuk algınlığına dikkat</title>
		<link>http://www.insanvesaglik.com/soguk-alginligina-dikkat</link>
		<comments>http://www.insanvesaglik.com/soguk-alginligina-dikkat#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2009 11:21:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Astım]]></category>

		<category><![CDATA[nezle]]></category>

		<category><![CDATA[Soğuk algınlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanvesaglik.com/soguk-alginligina-dikkat</guid>
		<description><![CDATA[
Son zamanlarda kafamızı ne yöne çevirsek hapşıran bir  insan görüntüsü ya da öksürük sesleri ile karşılaşıyoruz
&#160;

Havanın soğuk olması ve kapalı ortamlarda geçirilen sürenin artması  nedeniyle pek çok insan soğuk algınlığından müzdarip.  Boğazda rahatsızlık  hissi, öksürük ve burun akıntısı ile seyreden hastalığın tedavisinde kullanılan  ilaçlar ise tedavi edici özelliğe sahip değil.
Soğuk algınlığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="title_date">
<p class="short_content"><strong>Son zamanlarda kafamızı ne yöne çevirsek hapşıran bir  insan görüntüsü ya da öksürük sesleri ile karşılaşıyoruz</strong></p>
<p class="short_content">&nbsp;</p>
<p class="short_content">
<p class="content content_12" id="news_content"><strong>Havanın soğuk olması ve kapalı ortamlarda geçirilen sürenin artması  nedeniyle pek çok insan soğuk algınlığından müzdarip.  Boğazda rahatsızlık  hissi, öksürük ve burun akıntısı ile seyreden hastalığın tedavisinde kullanılan  ilaçlar ise tedavi edici özelliğe sahip değil.</strong></p>
<p>Soğuk algınlığı olan bir kişiler;<br />
Şikayetleri ağırlaşırsa<br />
Ateşleri  yükselirse<br />
Kulakta ağrı oluşursa<br />
Sinüzit tipi baş ağrısı  oluşursa<br />
Öksürük uzarsa<br />
Astım gibi kronik akciğer problemi gelişirse  derhal doktora başvurulmalıdırlar.</p>
<p>Hava değişimlerinin soğuk algınlığına  neden olduğuna dair hiçbir bilimsel veri yoktur. Yine egzersiz, diyet ve büyümüş  bademcik ile genizetinin soğuk algınlığına yatkınlık yarattığına dair de hiçbir  kanıt yoktur.</p>
<p><strong>BU BELİRTİLERE DİKKAT</strong><br />
Soğuk  algınlığı;<br />
Burun tıkanıklığı ve akıntısı<br />
Boğazda rahatsızlık hissi,  kuruluk<br />
Öksürük<br />
Ses boğuklaşması<br />
Tat ve koku hissinde azalma ile  kendini gösterir.</p>
<p><strong>GEÇ ALINAN İLACIN YARARI  OLMAZ<br />
</strong>Hastalığın tedavisinde kullanılan ilaçlar tedavi edici  özelliğe sahip değillerdir. Kullanıldıklarında hastalarda geçici bir rahatlama  sağlarlar. İlaçlar hastalığın erken döneminde rahatsızlıklar oluşmaya  başladığında kullanılmalıdırlar. Özellikle çocuklarınıza ilaç verirken dikkatli  olunması gerekir. Tedavide ağrı ve ateş için parasetamol, aspirin gibi ilaçlar  kullanılırsa da, bu ilaçlardan aspirinin çocuklarda (5-12 yaş) karaciğer ve  nörolojik rahatsızlıklarla kendini gösteren “Reye sendromu”na yol açması  nedeniyle kullanılması önerilmez. Yine bu ilaçlar astımı tetikleyebileceği ve  ülsere neden olabileceğinden dikkatli olunmalıdır.</p>
<p>Hastalarda burun  tıkanıklığı, öksürük ve burun akıntısı dekonjestan, antihistaminik veya bunların  kombinasyonu ile tedavi edilebilir. Tiroid hastalığı ve hipertansiyonu olanların  burun tıkanıklığı giderici ilaçları kullanmamaları önerilir.</p>
<p><script type="text/javascript">changeTarget(document.getElementById("news_content"))</script></p>
<p class="content content_12" id="news_content"><strong>SOĞUK ALGINLIĞINDA ANTİBİYOTİK ÖNERİLMİYOR</strong><br />
Halihazırda soğuk  algınlığının tedavisinde virüslerin zararlarını önleyen bir ilaç yoktur.  Antibiyotikler soğuk algınlığı tedavisinde kullanılmazlar. Ancak hastalık seyri  sırasında bakteriyel bir komplikasyon gelişmişse  kullanılabilirler.</p>
<p><strong>BİTKİSEL KAYNAKLARIN BİLİMSEL NİTELİĞİ  YOK<br />
</strong>Halk arasında yaygın kullanılan ekinezya, ökaliptus, garlik,  bal, limon, çinko ve C vitamini gibi bitkisel kaynaklı maddelerin yararlı  olduğuna dair hiçbir bilimsel veri yoktur. Hastalar uygun miktarlarda sıvı  almalıdırlar. Günde 8 bardak su veya meyve suyu boğazın daha yumuşak olmasını ve  akıntının kolaylaşmasını sağlayacaktır. Kafein içeren kahve, çay ve kolalı  içecekler ile alkolden uzak durulmalıdır, çünkü bu ilaçlar susuzluğa neden  olarak boğazı kurutacaktır.</p>
<p><strong>NELER YAPMALI?</strong><br />
Hastalık  döneminde sigara içenlerin sigarayı bırakmaları veya sigara içilen ortamlardan  uzak durmaları gerekir. Sigara dumanı boğazı tahriş ederek öksürük ve boğaz  ağrısı şikayetlerinin artmasına neden olacaktır. Çalışanların veya okula  gidenlerin iyileşinceye kadar işe ve okula ara vermeleri gerekir.<br />
Soğuk  algınlığını önlemek için<br />
Soğuk algınlığı olan kişilerle özellikle ilk birkaç  gün içerisinde temastan kaçının<br />
Soğuk algınlığı olan bir kişi ile temastan  sonra ellerinizi yıkayın<br />
Ellerinizi burundan uzak tutmaya  çalışın<br />
Ellerinizi kurularken ayrı bir havlu kullanınız<br />
Öksürük ve  hapşırması olan kişiler bir maske ile ağız ve burunlarını  kapatmalıdırlar<br />
Soğuk algınlığı olanlar özellikle astım, kronik akciğer  hastalığı olanlardan uzak durmalıdırlar.<br />
Tedavide;<br />
Yatak istirahatı<br />
Bol  sıvı alınması<br />
Gargaralar<br />
Burun jelleri<br />
Parasetamol  kullanılabilir.<br />
Aşı çalışmaları ise devam etmektedir.</p>
<p><script type="text/javascript">changeTarget(document.getElementById("news_content"))</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanvesaglik.com/soguk-alginligina-dikkat/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sperm kalitesini artıran meyve</title>
		<link>http://www.insanvesaglik.com/sperm-kalitesini-artiran-meyve</link>
		<comments>http://www.insanvesaglik.com/sperm-kalitesini-artiran-meyve#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2009 11:19:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Üroloji]]></category>

		<category><![CDATA[Çocuk sahibi olmak]]></category>

		<category><![CDATA[Sperm kalitesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanvesaglik.com/sperm-kalitesini-artiran-meyve</guid>
		<description><![CDATA[
Çocuk sahibi olmak isteyenlere duyurulur. Bu meyve  sperm kalitesini artırıyor.
&#160;
İnönü Üniversitesi&#8217;ndeki bir grup akademisyenin kayısının sağlığa  faydalarıyla ilgili araştırmaları, kitap haline  getirildi.

Malatya Valisi Halil İbrahim Daşöz, İnönü  Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Ali Otlu, Yrd. Doç. Dr.  Meltem Kuruşsöğütlü ve Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bayram [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="title_date">
<p class="short_content"><strong>Çocuk sahibi olmak isteyenlere duyurulur. Bu meyve  sperm kalitesini artırıyor.</strong></p>
<p class="short_content">&nbsp;</p>
<p class="short_content"><strong>İnönü Üniversitesi&#8217;ndeki bir grup akademisyenin kayısının sağlığa  faydalarıyla ilgili araştırmaları, kitap haline  getirildi.<br />
</strong><br />
Malatya Valisi Halil İbrahim Daşöz, İnönü  Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Ali Otlu, Yrd. Doç. Dr.  Meltem Kuruşsöğütlü ve Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bayram  Murat Asma ile valilikte basın toplantısı düzenledi.</p>
<p>Vali Daşöz, yaptığı  konuşmada, Malatya&#8217;da yaş kayısı üretiminin yılda 500 bin ton, kuru kayısı  üretiminin de ortalama 120 bin ton olduğunu söyledi.</p>
<p>Daşöz, bu bakımdan  Malatya&#8217;nın dünya kuru kayısı ihtiyacının yüzde 80, Türkiye&#8217;deki tüketimin de  yüzde 95&#8242;ini karşıladığını bildirdi.</p>
<p>Kayısının birçok yararı olduğunun  bilinmesine rağmen bunun bilimsel araştırmayla kanıtlanması gerektiğini belirten  Daşöz, yapılan araştırmanın bu ihtiyaca cevap verdiğini  kaydetti.</p>
<p><strong>-&#8221;KANSER TEDAVİSİNİN TAMAMLANMASINI  SAĞLIYOR&#8221;-</p>
<p></strong>Prof. Dr. Ali Otlu da araştırmanın geç kalınmış bir  çalışma olduğunu belirterek, &#8221;Bu derece başarılı sonuçlar alacağımızı  başlangıçta tahmin etmemiştik. 4-5 araştırma sonucunu yurt dışına gönderdik&#8221;  dedi.</p>
<p>Araştırma sonuçlarından birinin, 1 yıllık çabaları sonucunda  ABD&#8217;deki bir bilimsel dergide yayınlandığını anlatan Otlu, &#8221;Çok direnç vardı  yayınlanmaması için. Çünkü bu bir ilkti. Kayısının deney hayvanlarına  yedirilerek sonuçlarının takip edilmesi ilk kez oldu&#8221; diye  konuştu.</p>
<p>Deney hayvanları üzerinde yaptıkları araştırmalarda kayısının  kanser üzerindeki etkisine baktıklarını bildiren Otlu, şöyle devam  etti:</p>
<p>&#8221;Kanser tedavisinde kullanılan metod reksat, faydasının yanı sıra  zararlı bir ilaç. Bu nedenle çoğu kanser tedavisi yarım kalıyor. Hastanın midesi  ve bağırsağı bozulduğundan ilacı alamıyor. Beklemek zorunda kalıyor. Kemik  iliği, gerekli hücre üretemeyince bağışıklık sistemi çöküyor. Hasta her türlü  hastalığa açık hale geliyor. 32 deney hayvanını aldık. Bir kontrol grubunun yanı  sıra kayısıyla beslenen grup, metod reksat verilen grup ve bir de metod reksatla  birlikte kayısı verilen gruplar oluşturduk. Sonuçta, kayısının metod reksatla  kullanılması halinde ilacın olumsuz etkilerini ortadan kaldırdığını gördük. Bu  da kanser tedavisinin tamamlanmasını sağlar.&#8221;</p>
<p><strong>SPERM KALİTESİNİ  ARTIRIYOR</strong></p>
<p>Kayısının karaciğer ve kalbe de iyi geldiğini ifade eden Prof. Dr. Otlu,  kayısının faydalarının içeriğindeki antioksidan maddelerin çokluğundan  kaynaklandığını kaydetti.</p>
<p><strong>Yrd. Doç. Dr. Meltem Kuruşsöğütlü ise  kayısının sperm kalitesini artırdığını, çocuk sahibi olmak isteyenlerin kayısıyı  bolca tüketmesinin yararlı olacağını bildirdi.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanvesaglik.com/sperm-kalitesini-artiran-meyve/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukların akıl sağlığı bozuluyor</title>
		<link>http://www.insanvesaglik.com/cocuklarin-akil-sagligi-bozuluyor</link>
		<comments>http://www.insanvesaglik.com/cocuklarin-akil-sagligi-bozuluyor#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2009 11:17:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<category><![CDATA[akıl sağlığı]]></category>

		<category><![CDATA[Good Childhood]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanvesaglik.com/cocuklarin-akil-sagligi-bozuluyor</guid>
		<description><![CDATA[
Çok fazla televizyon seyretmenin ve internette aşırı  zaman geçirmenin, çocukların &#8220;akıl sağlığını&#8221; olumsuz yönde etkilediği  bildirildi.
&#160;


Çok fazla televizyon seyretmenin ve internette aşırı zaman geçirmenin,  çocukların &#8220;akıl sağlığını&#8221; olumsuz yönde etkilediği bildirildi.
İngiliz  Daily Telegraph gazetesinde yayımlanan bir araştırma, çok fazla televizyon  seyretmenin ve internette zaman geçirmenin çocuğu maddeci (materyalist)  yaptığını, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="title_date">
<p class="short_content"><strong>Çok fazla televizyon seyretmenin ve internette aşırı  zaman geçirmenin, çocukların &#8220;akıl sağlığını&#8221; olumsuz yönde etkilediği  bildirildi.</strong></p>
<p class="short_content">&nbsp;</p>
<p class="short_content">
<p class="news_detail_content">
<p class="content content_12" id="news_content">Çok fazla televizyon seyretmenin ve internette aşırı zaman geçirmenin,  çocukların &#8220;akıl sağlığını&#8221; olumsuz yönde etkilediği bildirildi.</p>
<p>İngiliz  Daily Telegraph gazetesinde yayımlanan bir araştırma, çok fazla televizyon  seyretmenin ve internette zaman geçirmenin çocuğu maddeci (materyalist)  yaptığını, dolayısıyla aileleriyle olan ilişkilerini ve ruh sağlığını  etkilediğini ortaya koydu.</p>
<p>İngiltere&#8217;de Good Childhood tarafından yapılan  geniş çaplı araştırma, çocukların, tüketiciliğin yeni bir biçiminin parçası  olduğunu, 16 yaş altındaki çocukların kıyafete, restoranlarda yiyip içmeye,  müziğe, video oyunlarına ve dergilere her yıl 3 milyar pound harcadıklarını  gösterdi.</p>
<p>Araştırmada, televizyon dizileri ve sohbet programları yoluyla  ünlülere &#8220;sürekli maruz&#8221; kalmanın, çocukların akıl sağlığını bozucu etkiye sahip  olduğu, &#8220;hiç bir zaman olamayacakları kadar zengin ve çoğunlukla iyi görünümlü  ünlülerin yaşamlarının ayrıntılarını bilmelerinin, kaçınılmaz olarak çocukların  buna özlemlerini artırdığı ve kendilerine güvenlerini azalttığı&#8221;  belirtildi.</p>
<p>5 ila 16 yaşındaki her 10 çocuktan birinin akıl sağlığının  bozuk olduğu belirtildi ve bu rahatsızlıklara, endişe ve depresyon örnek  verildi. Akıl sağlığı bozuk çocukların yalnızca dörtte birinin bir uzmandan  yardım aldığı da kaydedildi.</p>
<p>Televizyonlarda artan şiddet eğiliminin  çocukları vahşileştirdiği ve aileleriyle gerginlik yaşamalarına neden olduğu,  ayrıca, ticari baskıların, çocukları erken yaşta cinsel deneyim yaşamaya iten  nedenlerden biri olduğu belirtildi.</p>
<p>Araştırmada, televizyonlarda  sağlıksız gıda ve alkol ürünlerinin reklamlarının saat 21.00&#8242;den önce  yayınlanmasının yasaklanması gerektiği de kaydedildi.</p>
<p><script type="text/javascript">changeTarget(document.getElementById("news_content"))</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanvesaglik.com/cocuklarin-akil-sagligi-bozuluyor/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Alzheimere karşı insülin</title>
		<link>http://www.insanvesaglik.com/alzheimere-karsi-insulin</link>
		<comments>http://www.insanvesaglik.com/alzheimere-karsi-insulin#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2009 11:16:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[Alzheimer]]></category>

		<category><![CDATA[Diyabet]]></category>

		<category><![CDATA[insülin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanvesaglik.com/alzheimere-karsi-insulin</guid>
		<description><![CDATA[
İnsülinin Alzheimer hastalığı ile mücadelenin anahtarı  olabileceği öne sürüldü.
&#160;


İnsülinin Alzheimer hastalığı ile mücadelenin anahtarı olabileceği öne  sürüldü.
Yapılan araştırmada, kandaki şeker oranını düzenleyen hormonun  (insulin), Alzheimer hastalığının neden olduğu hafıza kaybını yavaşlatacağı ya  da önleyebileceği ortaya çıktı. Diyabet ilaçlarının beyin üzerindeki etkilerini  inceleyen araştırmacılar, bu ilaçların hafızanın formasyonundan sorumlu  hücreleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="title_date">
<p class="short_content"><strong>İnsülinin Alzheimer hastalığı ile mücadelenin anahtarı  olabileceği öne sürüldü.</strong></p>
<p class="short_content">&nbsp;</p>
<p class="short_content">
<p class="news_detail_content">
<p class="content content_12" id="news_content">İnsülinin Alzheimer hastalığı ile mücadelenin anahtarı olabileceği öne  sürüldü.</p>
<p>Yapılan araştırmada, kandaki şeker oranını düzenleyen hormonun  (insulin), Alzheimer hastalığının neden olduğu hafıza kaybını yavaşlatacağı ya  da önleyebileceği ortaya çıktı. Diyabet ilaçlarının beyin üzerindeki etkilerini  inceleyen araştırmacılar, bu ilaçların hafızanın formasyonundan sorumlu  hücreleri koruduğunu bildirdi. Alzheimere, şeker hastalığının bir türünün sebep  olabileceğini belirten uzmanlar, yeni buluşun, Alzheimer hastalığının  tedavisinde büyük umut olduğunu belirtiyor.</p>
<p>İnsulinin, Alzhemeir  hastalarının beynine etki eden toksik proteinlerin sebebiyet verdiği hafıza  kaybını yavaşlatabileceği ya da durdurabileceği hakkındaki bu son araştırma ünlü  bilim dergisi ‘Proceedings of the National Academy of Sciences&#8217;  yayındı.</p>
<p>Türkiye&#8217;deki son çalışmalar, 500 bin Alzheiemer hastası olduğunu  ortaya koyarken, bu sayının, yaşlı nüfusun artışıyla birlikte 2050 yılına kadar  3 milyona ulaşmasının beklendiği belirtildi.</p>
<p><script type="text/javascript">changeTarget(document.getElementById("news_content"))</script></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanvesaglik.com/alzheimere-karsi-insulin/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hangi açı ile oturmalı?</title>
		<link>http://www.insanvesaglik.com/hangi-aci-ile-oturmali</link>
		<comments>http://www.insanvesaglik.com/hangi-aci-ile-oturmali#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Feb 2009 11:13:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[boyun]]></category>

		<category><![CDATA[duruş bozukluğu]]></category>

		<category><![CDATA[kan dolaşımı]]></category>

		<category><![CDATA[omurga sağlığı]]></category>

		<category><![CDATA[sırt ağrısı değil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanvesaglik.com/hangi-aci-ile-oturmali</guid>
		<description><![CDATA[
Ancak bazen yanlış bir oturuş, bazen de yanlış bir  dokunuş ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.
&#160;
Bilgisayar başında çalışanlarda en çok rastlanılan şikâyetlerin başında boyun,  sırt, aktif olarak kullanılan kol ve buna bağlı olarak da omuz, dirsek ve el  bileğinde görülen ağrılar geliyor&#8230; 
Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı  Prof. Dr. Metin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="title_date">
<p class="short_content"><strong>Ancak bazen yanlış bir oturuş, bazen de yanlış bir  dokunuş ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.</strong></p>
<p class="short_content">&nbsp;</p>
<p class="short_content">Bilgisayar başında çalışanlarda en çok rastlanılan şikâyetlerin başında boyun,  sırt, aktif olarak kullanılan kol ve buna bağlı olarak da omuz, dirsek ve el  bileğinde görülen ağrılar geliyor&#8230; <img src="http://www.internethaber.com/images/other/u.20090204101816..jpg" align="right" height="190" width="250" /></p>
<p>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı  Prof. Dr. Metin Türkmen, omurga sağlığımız hakkında merak edilen soruları  yanıtladı:<br />
“Vücudumuzda taşıyıcı sistem iki tanedir. Bunlardan biri iskelet  sistemi, diğeri de ona yardımcı olan kas sistemidir. Eğer kas sistemi çok  zayıfsa, vücudun bütün ağırlığı iskelet sistemine biner. Bunun yanı sıra  yerçekimi etkisiyle şekilsel bozukluklar meydana gelebilir, kişi giderek öne  doğru eğilip, kamburlaşabilir. Bu şekilsel bozukluğa görüş açımızda oluşan  değişiklik eşlik eder.. Çünkü bir yandan eğilerek duruşumuzu değiştirirken bir  yandan da ekrana bakıyoruz. Farkında olmadan vücudumuzu birtakım zorlayıcı  şekillere sokuyoruz. Bu nedenle önce omurgayı düzgün pozisyonda tutmayı sağlamak  lazım.”</p>
<p><strong>Omurgayı düzgün pozisyonda nasıl  tutabiliriz?<br />
</strong>Omurgayı düzgün pozisyonda tutmak için birincisi düzgün  pozisyonun ne olduğunu bilmek, ikincisi de düzgün pozisyonda oturmayı sağlamak  gerekir. Omurganın fizyolojik eğrilikleri vardır. Bu eğrilikler çalışma anında  da korunmalıdır. Boynun ve belin bir çukurluğu, sırtın bir kamburluğu vardır.  Bunları korumak için dik durmak şarttır.. Dik durmak için de boyun, sırt, göğüs,  bel ve karın kaslarının kuvvetli olması gerekir. İnsanlarda spordan uzaklaşma ve  işe yoğunlaşma yaygın olarak görülüyor. Gelişen teknoloji insanları ofislere  mahkûm etti. Oturarak bir insanın kas gücünü koruması mümkün değildir. Bunun  için günlük egzersizleri hayatımıza sokmak zorundayız. Zayıf olan kaslar yer  çekimine karşı vücudu koruyamaz. İşin dışındaki saatlerde en az üç gün kendimize  spor yapacak zamanı ayırmak zorundayız. Aksi halde problemler  yaşarız.</p>
<p><strong>Laptop kullanmak da bu tür sorunlara neden olabilir  mi?</strong><br />
Laptop kullananlar hep önlerine doğru bakıyorlar. Çoğu kişi  dizlerinin üzerine koyup öyle çalışıyor. Bu fizyolojik bir duruş değildir. Ekran  karşımızda durmalıdır. Bu nedenle ofiste çalışanların ekranlarının göz  seviyesinde durmasını sağlayabilir. Bu kafayı dik tutmak içindir. Önünüze  bakarsanız boynunuz sonra da sırtınız ağrır.</p>
<p><strong>Ofiste çalışırken  sandalyede nasıl oturulmalıdır?</strong><br />
Arkalıklı sandalyede oturacaksanız  sırtınız dik, kalçanız geriye dayanmış şeklinde oturmalısınız. Özellikle müdür  koltuğu denilen koltukta oturmak anatomik olarak mümkün değildir. Bu koltukta  ister istemez önde oturmak gerekir; fakat bu yanlıştır. Bu konumda dizinizi  kıvırıp, ayağınızı sandalyeye dayayacak bir pozisyonda oturursanız belinizi  koruyabilirsiniz. Oturduğunuz ortopedik iskemleyi kullanmayı da bilmeniz  gerekiyor. İskemleyi ayağınız yere değecek şekilde bacak boyuna göre  ayarlamalısınız. Doğal oturuş şekli ayağınız yere değdiğinde dizinizin  kıvrıldığı şekildir. Masayla olan ilişkinizde ise öne doğru fazla eğilmemeniz  gerekmektedir.</p>
<p>Çok uzun süre hareketsiz oturmak başka ne tür problemlere  yol açar?<br />
Uzun süre hareketsiz oturmak sadece boyun, sırt ağrısı değil, kan  dolaşımı problemlerine de neden olur. Kanın kalbe rahat gitmesi için bacakların  çalışması gerekir. Aksi takdirde bacakta, bilekte ödem, varisler başlar ve hatta  hemoroide neden olur. Su içmeniz ve tuvalete gitmek bahanesiyle sık sık  yerinizden kalkmanız, oturduğunuz yerde egzersizler yapmanız gerekir. En az iki  saatte bir kalkıp dolaşmanız lazım.</p>
<p><strong>Arabada oturuş şekli nasıl  olmalıdır?</strong><br />
Ofis dışında arabada oturuş şekli doğru olmalıdır. En  düzgün oturanlar genelde kısa boylulardır. Kendilerini öne doğru çekerler ve  görüş alanını da genişletmek için dik otururlar. Arabada belli bir arkalığa  dayanarak, dik bir şekilde oturulmalıdır.</p>
<p>Boyun ve sırt ağrıları, tedavi  edilmezse ileride ne gibi sorunlara yol açar?<br />
Bu sorunlar tedavi edilmezse  eklemlerde kireçlenme görülür, sürekli bir boyun ağrısı olur. Daha ileriki  dönemlerde boyunda ve sırtta fıtığa, omuzda tendon kopmalarına neden olabilir.  Çok yorulduğu için el bileğinden geçen sinirlerde oluşan sıkışıklar ciddi  sorunlar doğurabilir. Onun dışındaki tendon yaralanmaları ve ödemler kolaylıkla  tedavi edilebilir.</p>
<p><strong>Bilgisayar başında çalışanların ayakkabı  seçimi nasıl olmalıdır?</strong><br />
Kadınlar topuklu ayakkabı giydiğinde  farkında olunmasa da topuk kalkıyor, bel ve diz kırılıyor. Bu bilgede bulunan  eklemlerin her birinin geometrisi ayağın yere düz basması için ayarlanmıştır.  Ancak topuklu giyildiğinde arkadaki eklemler ve diz kapağı eklemleri bozulur.  Ayakkabının ne üstten, ne yandan parmakları sıkmaması gerekir. Ayak topuk içine  oturmalı ve rahat olmalıdır. Ayağın üstünde ve yanında belirli bir boşluk  olmalıdır. Böylece ayak sıkışmadan istenilen hareketi rahat olarak  yapabilir.</p>
<p><strong>Ekran başında çalışanlar için en uygun spor  hangisidir?</strong><br />
Bu kişiler için yüzme en uygun spordur. Haftada iki gün  kendinize zaman ayırıp, yüzmelisiniz. Çünkü su içinde yapılan egzersizler en  homojen egzersizlerdir. Mesela su dışında kolunuzu kaldırırken sadece kaldırma  kasları çalışıyor; yerçekimi etkisiyle indirme kaslarının çalışmasına gerek  kalmıyor.. Ama suyun içinde dirence karşı itip, çekiyorsunuz. Her hareket bir  egzersiz oluyor. Yüzme, hanımların vücut güzelliği açısından da en iyi  spordur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanvesaglik.com/hangi-aci-ile-oturmali/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeğinizi öpmeyin, öptürmeyin</title>
		<link>http://www.insanvesaglik.com/bebeginizi-opmeyin-opturmeyin</link>
		<comments>http://www.insanvesaglik.com/bebeginizi-opmeyin-opturmeyin#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2008 12:46:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bebek Bakımı]]></category>

		<category><![CDATA[Çocuk Sağlığı]]></category>

		<category><![CDATA[Yeditepe Üniversitesi Hastanesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanvesaglik.com/bebeginizi-opmeyin-opturmeyin</guid>
		<description><![CDATA[Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç.  Dr. Filiz Bakar, yenidoğan bebeklere çok fazla dokunmanın ve öpmenin enfeksiyona  neden olabileceğine dikkat çekerek şu bilgileri verdi:
“Bebeğinizi 3-4 gün sonra yıkayın”
“Yenidoğan bebekler hastalıklara karşı savunmasız oldukları için korunmaları  büyük önem taşımaktadır. Bebeğin sağlığı açısından aşırı koruma telaşına  girmeden bazı konulara dikkat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç.  Dr. Filiz Bakar, yenidoğan bebeklere çok fazla dokunmanın ve öpmenin enfeksiyona  neden olabileceğine dikkat çekerek şu bilgileri verdi:</em></strong></p>
<p><font color="#0000ff">“Bebeğinizi 3-4 gün sonra yıkayın”</font></p>
<p>“Yenidoğan bebekler hastalıklara karşı savunmasız oldukları için korunmaları  büyük önem taşımaktadır. Bebeğin sağlığı açısından aşırı koruma telaşına  girmeden bazı konulara dikkat etmek faydalı olacaktır. Bebekler doğduklarında  vernix kazeoza denen ciltlerinde koruyucu bir tabaka ile doğarlar.  Bu koruyucu  tabaka bebekleri hem ısı kaybından hem de enfeksiyonlardan korur, ayrıca cildini  nemlendirir. Bu nedenle bebekleri hemen yıkamayız, doğumdan 3-4 gün sonra  yıkanmasını istiyoruz.<br />
Hastaneden eve götürüldükten sonra bebekle çok fazla  temasa geçmeyin. Yenidoğan bebek her türlü enfeksiyona açıktır. Bu nedenle  bebeğe çok dokunulmasını, öpülmesini istemiyoruz. Enfeksiyonlu bir kişiden  bebeğe enfeksiyon bulaşması kaçınılmazdır. Anne baba dışındaki kişilerin bebeği  biraz uzaktan sevmelerini istiyoruz. Bebekle fazla temas edilmemesini istiyoruz.  Ayrıca bebeğin bulunduğu evde başka odada bile sigara içilmemeli…</p>
<p><font color="#0000ff">“Aşırı giydirmek huzursuz eder</font></p>
<p>Bebek, ne çok sıcağa ne de çok soğuğa maruz kalmaması gerekir. Bebekleri  aşırı koruma eğilimi çok yaygın. Bebekler refleks olarak da sık hapşırırlar, bu  durum aileyi üşütmüş olabileceği konusunda tedirgin eder ve bebek kat kat  giydirilir. Aşırı giydirilme de bebeği huzursuz eder, terler, isilik oluşumunu  kolaylaştırır. Oysa çok sıcaklarda tek kat giysi yeterli olabilir. Oda sıcaklığı  bebek giyinik iken 22-23 derce civarında olmalıdır. Oda çok sıcak ise klima  kullanılabilir, ancak bebek direk klima havasına maruz kalmamalıdır. Bebeklerin,  sıcak havalarda her gün yıkanmasını öneriyoruz. Bebeğin cildi zarar görmesin  diye her gün sabun ve şampuan kullanmak yerine bir gün sadece suyla, diğer gün  sabunla yıkanabilir. Alt temizliğini de dikkatli yapmak gerekiyor. Bebeklerin  altını temizlerken ıslak mendilleri birtakım allerjen maddeler içerdiği için  önermiyoruz. Ilık suya batırılmış pamuk ile temizlenmesini tercih ediyoruz, kız  bebeklerde ise özellikle temizliğin arkadan öne doğru yapılmasını  öneriyoruz.”</p>
<p><font color="#0000ff">Öneriler…</font></p>
<p>Alt temizliği ıslak mendil yerine ıslatılmış pamukla yapılmalı.<br />
Bebek  odasının ısısı 22-23 derce civarında olmalı.<br />
Evde sigara  içilmemeli<br />
Enfeksiyon riski açısından bebekler çok sık öpülmemeli.<br />
Bebeğin  çamaşırları sabun tozu ile yıkanmalı.<br />
Bebeğin rahatlaması açısından sıcak  havalarda her gün yıkamalı ancak her gün şampuan ve sabun kullanılmamalıdır.  Onun yerine bir gün sadece su, bir gün de şampuan kullanılmalıdır.<br />
Bebekler  güneş ışınlarının dik geldiği öğlen saati dışındaki zamanlarda 15 dakikalık  sürelerle cam arkasından gelen güneşe değil, direkt güneşe çıkarılmalı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanvesaglik.com/bebeginizi-opmeyin-opturmeyin/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Erkekte doğum kontrolü cinselliğe&#8230;</title>
		<link>http://www.insanvesaglik.com/erkekte-dogum-kontrolu-cinsellige</link>
		<comments>http://www.insanvesaglik.com/erkekte-dogum-kontrolu-cinsellige#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2008 12:44:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Erkek Sağlığı]]></category>

		<category><![CDATA[Cinsel İşlev]]></category>

		<category><![CDATA[Erkekte doğum kontrolü]]></category>

		<category><![CDATA[Yeditepe Üniversitesi Hastanesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanvesaglik.com/erkekte-dogum-kontrolu-cinsellige</guid>
		<description><![CDATA[Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Cinsel İşlev Bozuklukları Merkezi Başkanı  ve Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Uğur Yılmaz, erkeklerde doğum kontrolü yöntemi olan  vazektominin çocuk istemeyen çiftler için çok etkili bir yöntem olduğunu  belirterek “Erkekte tüplerin bağlanması hem doğum kontrolü yöntemi olarak  faydalıdır, hem de cinselliğin kalitesini artırır” dedi ve ekledi: 
Erkeklerde daha kolay [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Cinsel İşlev Bozuklukları Merkezi Başkanı  ve Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Uğur Yılmaz, erkeklerde doğum kontrolü yöntemi olan  vazektominin çocuk istemeyen çiftler için çok etkili bir yöntem olduğunu  belirterek “Erkekte tüplerin bağlanması hem doğum kontrolü yöntemi olarak  faydalıdır, hem de cinselliğin kalitesini artırır” dedi ve ekledi: </em></strong></p>
<p><font color="#0000ff">Erkeklerde daha kolay </font></p>
<p>Doğum kontrol yöntemlerini sayarken genellikle kadının uygulayacağı yöntemler  bilinir. Oysa erkeğin tüplerinin bağlanması çok etkili bir doğum kontrol  yöntemidir. Erkeklerde doğum kontrolü, kadınlardakinden daha da kolaydır.  Erkeklerde tüplerin bağlanması diğer yöntemlere göre çok avantajlı. Örneğin uzun  süre ilaç kullanmayı gerektirmiyor. Ya da kadınlarda tüplerin bağlanması genel  anestezi gerektirdiği halde erkeklerde lokal anestezi  kullanılıyor…<br />
Erkeklerde doğum kontrolü cerrahi olarak çok basit bir  işlemdir. Öncelikle lokal anestezi ile yaptığımız için hasta için sonrasında  sorunlar oluşmuyor. İşlem sırasında sperm kanallarının bulunduğu bölgeyi  uyuşturuyoruz. Daha sonra küçücük bir kesi ile o kanalları çıkartıp bağlayıp  aradan küçük bir parça çıkartıyoruz. Hasta sabah gelirse öğleden sonra günlük  hayatına devam edebiliyor. Sadece 2-3 gün ağır iş yapmasını istemiyoruz…</p>
<p><font color="#0000ff">Avrupa’da çok yaygın..</font></p>
<p>Avrupa’da ve Amerika’da çok yaygın olan tüp bağlanması işlemini ülkemizde  genellikle 2-3 çocuk sahibi olan 40 yaşın üstündeki erkekler tercih ediyor.  Ancak ne yazık ki bu yöntem toplumumuzda çok bilinmiyor. Cinsel fonksiyonu  olumsuz etkileyeceği sanılıyor.  Böyle bir şey söz konusu değil. Sadece çiftler  artık çocuk sahibi olmak istemiyor, bu riski ortadan kaldırmak istiyorlarsa bu  yöntem gayet sağlıklı bir şekilde uygulanır. Aksine, işlem cinsellikte faydalı  olabilir. Çünkü prezervatif veya geri çekme yöntemi kullanan çiftlerin o  sıradaki gerginlikleri olmayacağı için cinsellik de olumlu etkilenir. Tüplerin  bağlatılması operasyonu çok basit bir işlemdir. Ancak çok dikkatli ellerde ve  hijyenik bir ortamda yapılması gerekir.<br />
İşlemi yaptırmaya karar verirken bu  işin sıklıkla yapıldığı yerler tercih edilmeli. Çünkü enfeksiyon riski çok  önemli. Buna dikkat etmeli”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanvesaglik.com/erkekte-dogum-kontrolu-cinsellige/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeğinizin kalbi sağlıklı mı?</title>
		<link>http://www.insanvesaglik.com/bebeginizin-kalbi-saglikli-mi</link>
		<comments>http://www.insanvesaglik.com/bebeginizin-kalbi-saglikli-mi#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2008 12:42:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bebek Bakımı]]></category>

		<category><![CDATA[Çocuk Kardiyoloji]]></category>

		<category><![CDATA[Doğum]]></category>

		<category><![CDATA[fetal eko]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanvesaglik.com/bebeginizin-kalbi-saglikli-mi</guid>
		<description><![CDATA[Her 100 doğumdan birinde doğumsal kalp hastalığı görülüyor. Doğumsal kalp  hastalıkları, doğumdan önce anne karnında “fetal eko” yöntemi ile  belirlenebiliyor&#8230;
Erken teşhisin önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Kalp ve Damar  Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sertaç Çicek, doğumdan sonra yapılan ameliyatlarda  yüzde 95 oranlarında başarı elde edildiğini belirtti…
Prof. Dr. Sertaç Çiçek, şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Her 100 doğumdan birinde doğumsal kalp hastalığı görülüyor. Doğumsal kalp  hastalıkları, doğumdan önce anne karnında “fetal eko” yöntemi ile  belirlenebiliyor&#8230;</em></strong></p>
<p>Erken teşhisin önemine dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Kalp ve Damar  Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sertaç Çicek, doğumdan sonra yapılan ameliyatlarda  yüzde 95 oranlarında başarı elde edildiğini belirtti…</p>
<p>Prof. Dr. Sertaç Çiçek, şu bilgileri verdi:</p>
<p>“Bebeklerde çok çeşitli kalp hastalıklarına rastlayabiliyoruz. Bunların en  yaygını kalpte delik olması. Gelişen teknoloji sayesinde artık anne karnında  kalp gelişmesini tamamladıktan sonra rahatlıkla bu hastalıkların tanısını  koyabiliyoruz. ‘Fetal ekokardiyografi’ dediğimiz yöntemde, ses dalgaları  vasıtasıyla bebeğin anne rahmindeyken kalp ve dolaşım sistemini  değerlendiriyoruz. Hamileliğin 16-18’inci haftasında kalpte bir sorun olup  olmadığı belirlenebiliyor. Doğumdan sonra ameliyat olan çocukların yüzde 95’i  tedavi sonrası hiçbir ciddi sorun olmadan, sağlıklı olarak yaşamlarını  sürdürebiliyorlar. Tabii ki düzenli doktor kontrollerine gitmeleri gerekiyor,  tıpkı diğer insanlar gibi. Çoğu zaman ömür boyu ilaç kullanmaları da gerekmiyor.  Yani ameliyatların başarı oranları yüzde 95’lere ulaşıyor.”</p>
<p><font color="#0000ff">Riskli durumlarda Fetal Ekokardiyografi  öneriliyor</font></p>
<p>Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Dr. Resmiye Töre Beşikçi ise fetal  ekokardiyografinin her bebeğe uygulanmadığını, ancak risk faktörlerinin geçerli  olduğu durumlarda önerildiğini söylüyor. Doğumsal kalp hastalıklarının risk  faktörleri arasında genetik özelliklerin önemli bir yeri var. Ailede doğumsal  kalp hastalığı varsa, çocuklarda da görülebiliyor. Diyabetik ya da metabolik  hastalıkları olan annelerin çocukları risk altında. Gebelik sırasında geçirilen  viral enfeksiyonlar ve bazı kromozom bozuklukları da bebeklerde kalp  hastalıklarına yol açabiliyor. Son zamanlarda özellikle tüp bebek yöntemiyle  dünyaya gelmiş çocuklarda kalp hastalıklarına rastlanıyor. Anne alkol ya da  madde bağımlısı ise, gebelik süresince bebeğin kalbinde sorun oluşturabilecek  ilaçların kullanıldıysa, gebeliğin ilk üç ayında kızamıkçık gibi viral  hastalıkların geçirilmesi durumunda ya da kromozom bozukluğuna bağlı birtakım  hastalıklar varsa, ayrıca  tüp bebek yöntemiyle hamile kalan kadınların  bebeklerinde fetal ekokardiyografik inceleme öneriliyor. Risk faktörleri  değerlendirilirken bebeğin kalbi dışında bir organında sorun olup olmadığına da  bakılıyor.</p>
<p><font color="#0000ff">Anne karnındaki bebeğin kalbi ayrıntılı olarak  inceleniyor</font></p>
<p>Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Resmiye Töre Beşikçi, doğumsal kalp  hastalıklarının erken tanısı ile ilgili şunları söyledi:</p>
<p>“Anne karnındaki bebeğin kalbinin ayrıntılı olarak taranmasıyla, kalbin  yapısı, çalışması ve ritmi detaylı olarak incelenebiliyor. Bebeklerde çok ciddi  kalp hastalıkları görülebiliyor. Amacımız bunları erkenden belirlemek. Örneğin,  kalbin sol tarafının gelişmesinin eksik kaldığı “hipoplastik sol kalp sendromu’  dediğimiz önemli bir hastalık var. Bu, erkenden tanımak istediğimiz en önemli  hastalıklardan biri. Ayrıca kalbin içindeki kapakların oluşmaması ya da kapalı  durumda olması, kalbin iki veya üç odacıklı olması, ana atardamarların ters  olarak çıkması gibi hayati tehdit edici  ciddi yapısal sorunları belirlemeye  çalışıyoruz. Bu incelemede kalbin içindeki kitle ve tümörleri de  belirleyebiliyoruz. Fetal ekokardiyografinin anne ve bebek sağlığı için herhangi  bir zararı olmadığını özellikle belirtmek isterim.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanvesaglik.com/bebeginizin-kalbi-saglikli-mi/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Şeker hastalığını egzersizle yenin</title>
		<link>http://www.insanvesaglik.com/seker-hastaligini-egzersizle-yenin</link>
		<comments>http://www.insanvesaglik.com/seker-hastaligini-egzersizle-yenin#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2008 12:40:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Genel Sağlık]]></category>

		<category><![CDATA[diyabet tedavisi]]></category>

		<category><![CDATA[Egzersiz]]></category>

		<category><![CDATA[Şeker hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanvesaglik.com/seker-hastaligini-egzersizle-yenin</guid>
		<description><![CDATA[Egzersiz, diyabet tedavisinde önemli rol oynuyor. Yapılan araştırmalar, diyet ve egzersizin, Tip 2 diyabetin önlenmesinde de etkili olduğunu ortaya koyuyor. Doç. Dr. Tolga Aydoğ, diyabet hastalığında egzersizin önemini anlattı&#8230;
Özellikle prediyabet, obezite, ailesinde diyabet geçmişi olma, gebelik sırasında diyabet geçirmek gibi risk faktörlerine sahip kişiler için egzersiz ve diyet daha da önem taşıyor. Hareket etmek kan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Egzersiz, diyabet tedavisinde önemli rol oynuyor. Yapılan araştırmalar, diyet ve egzersizin, Tip 2 diyabetin önlenmesinde de etkili olduğunu ortaya koyuyor. Doç. Dr. Tolga Aydoğ, diyabet hastalığında egzersizin önemini anlattı&#8230;</em></strong></p>
<p align="left">Özellikle prediyabet, obezite, ailesinde diyabet geçmişi olma, gebelik sırasında diyabet geçirmek gibi risk faktörlerine sahip kişiler için egzersiz ve diyet daha da önem taşıyor. Hareket etmek kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olmasının yanı sıra kilonun, kan basıncının ve kan yağlarının azaltılmasına da katkıda bulunuyor. Böylece, kalp krizi ve inme riski de azalıyor. Anadolu Sağlık Merkezi�nden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. Tolga Aydoğ, diyabet hastalığında egzersizin önemini anlattı:</p>
<p><font color="#0000ff">&#8220;Başlamadan önce doktora danışın&#8221;</font></p>
<p>Diyabet hastalığına karşı mücadele etmenin en etkili yollarından biri düzenli egzersiz yapmak. Aşırı kilolu oldukları halde, yeteri kadar egzersiz yapmayan kişiler tip 2 diyabet riski ile karşı karşıya kalıyor. Bu konuda Amerika Birleşik Devletleri�nde yapılan bir araştırma çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Araştırmada 69 bin kadın araştırmacılar tarafından yakından takip edildi. Çalışma başlarken kadınların hiçbiri diyabet, kardiyovasküler rahatsızlıklar ya da kanser, herhangi bir hastalık taşımıyordu. 16 yıl sonra kadınların 4.030�unda diyabet görüldü. Yaş, sigara kullanımı ve diyabetin diğer risk faktörleri dengelendikten sonra, bel kalınlığının ve vücut kitle indeksinin artmasının hastalıktaki temel faktörlerden biri olduğu belirlendi. Vücut kitle indeksine göre obez kabul edilen kadınların diyabet riskleri, nomal ya da normalden zayıf kadınlara göre 28 kat daha fazla. Diyabet hastaları aerobik, kuvvetlendirme ve germe olmak üzere üç tip egzersizden birini seçebilirler. Bunların iyi düzenlenmesi, egzersizden maksimum yararı elde etmeyi sağlıyor. Bunların yanı sıra diyabet hastalarının sağlıklarını korumaları için gün içinde olabildiğince aktif olmaya özen göstermeleri önem taşıyor.</p>
<p><font color="#0000ff">&#8220;Şiddetli düzeyde ağırlık egzersizi yapmaktan kaçının&#8221;</font></p>
<p>Şeker hastalığında en iyi egzersiz aerobik diye nitelenen düşük şiddetli egzersizlerdir. Bu egzersizleri yaparken soluk alıp vermeniz hızlanır ve derinleşir, kalbiniz daha güçlü ve hızlı atmaya başlar. Bu tip egzersizlerin başında yürüme, dans etme, bisiklete binme ve yüzme gelir. Bunları haftada en az 5 gün ve 20-45 dakika arası yapmayı hedeflemelisiniz ve daha önce bu tip egzersizleri yapmıyorsanız, mutlaka düşük şiddetten başlamalısınız. Bu süreleri bir seferde yapmak yerine aralıklı olarak yaparak da sağlayabilirsiniz. İki egzersiz arasındaki sürenin en fazla 2 gün olmasına özen gösterin. Kuvvet antrenmanları için ağırlık egzersizleri spor salonunda veya evde ağırlıklarla ve elastik bantlarla yapılabileceği gibi, market alışverişlerini eve taşımak da egzersiz yerine geçebiliyor.  Ağırlık egzersizlerini bacak, kol ve gövde olmak üzere tüm büyük kas gruplarını içerecek şekilde, haftada 3 gün, günde 3 set ve 8-10 tekrar olarak yapmak gerekiyor. Ancak ileri düzeyde şeker hastalığına bağlı göz tutulumu varsa, şiddetli düzeyde ağırlık egzersizi yapmaktan kaçınmak önem taşıyor. Esneme egzersizleri, kas tendon boyunun uzamasını sağlıyor. Asıl egzersizleri yapmaya başlamadan önce ısınma ve sonrasında soğuma egzersizlerine bunları eklemek bir yandan yaralanmaları azaltırken, öte yandan esnekliğinizin korunmasına ve artmasına olanak tanıyor. Sağlık için asıl egzersize başlamadan önce 5- 10 dakika daha düşük tempolu bir egzersiz ve sonrasında da yine 5-10 dakika germe egzersizi yapmak gerekiyor. Germe egzersizlerini yaparken kası en uzun boyuna getirip burada 45 saniye bekleyip, bu hareketi 2-3 defa tekrarlanması gerekiyor. Bu hazırlıktan sonra yapılması düşünülen asıl egzersize geçilmeli ve bunu bitirdikten sonrada yine başlangıçtaki egzersizler yapılarak bitirmeli.&#8221;</p>
<p><font color="#0000ff">Egzersiz yaparken bunlara dikkat!</font></p>
<p>Başlamadan önce mutlaka doktor ile konuşulmalı.<br />
Uygun bir ayakkabı giyilmeli.<br />
Egzersiz sırasında ayakta kızarıklık ve sıvı toplanması olur ise mutlaka doktora başvurulmalı.<br />
Egzersize yeni başlanıyor ise mutlaka düşük şiddetten başlanmalı ve ekstra ağırlık kullanılmamalı.<br />
Kalp ile ilgili sorun var ise tek başına spor yapmaktan kaçınılmalı.<br />
Eğer ayaklarda duyu kaybı var ise, düşük tempo koşu yapmaktan kaçınılmalı ve bu sporun yerine yürüme, bisiklete binme, yüzme tercih edilmeli.<br />
Egzersiz kan şekerini düşürebileceği için eğer insülin ve kan şekeri düşüren ilaçlar alınıyorsa, egzersiz yaparken ve sonrasında da hipoglisemiye (soğuk terleme, baş ağrısı, kalp çarpıntısı, bilinç bulanıklığı, yorgunluk) karşı dikkatli olunmalı. Spor yaparken hasta yanında mutlaka peynirli krakerler, meyve suyu veya şeker bulundurmalı.<br />
Eğer şeker çok yüksek olup insülin kullanılıyorsa, tip 1 diyabet var ise ve şeker ani iniş, çıkışlar gösteriyorsa, mutlaka egzersiz öncesi, egzersiz sırası ve sonrasında kan şekeri kontrol edilmeli. Arzulanan düzeye gelmeden egzersiz yapılmamalı.<br />
Yeni bir egzersize başlanacaksa, uzun süreli egzersiz yapılacaksa ya da egzersiz şiddeti artırılacaksa mutlaka 30 dakikada bir kan şekeri kontrol edilmeli.<br />
Diyabetli olduğunu belirten bir belge hastanın yanında olmalı.<br />
Sıvı kaybını engellemek için egzersiz öncesi, sırasında ve sonrasında bolca sıvı tüketilmeli.<br />
İnsülin kullanılıyorsa, enjeksiyon için egzersize katılan kol ve bacak yerine karın ve kalça kullanılmalı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanvesaglik.com/seker-hastaligini-egzersizle-yenin/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Bebek ölüm nedeni: BAKTERİ</title>
		<link>http://www.insanvesaglik.com/bebek-olum-nedeni-bakteri</link>
		<comments>http://www.insanvesaglik.com/bebek-olum-nedeni-bakteri#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Nov 2008 12:38:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Bebek Bakımı]]></category>

		<category><![CDATA[BAKTERİ]]></category>

		<category><![CDATA[Bebek ölümü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.insanvesaglik.com/bebek-olum-nedeni-bakteri</guid>
		<description><![CDATA[ 									 Adli Tıp Kurumu, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Yeni Doğan Ünitesi`nde, bir gecede 13 bebeğin hayatını kaybetmesiyle ilgili araştırmasını tamamladı&#8230;
Uzmanlar bunun mamadan bulaştığının kesinleştiğini, 1 litre halinde steril olarak fabrikadan hastanelere gönderilen mamanın, klinikte 200`er gram olarak bölünürken bakterinin bulaşmış olma ihtimalinin de çok yüksek olduğunu belirttiler. Bu hafta yazımı tamamlanacak raporda, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> 									<strong><em> Adli Tıp Kurumu, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Yeni Doğan Ünitesi`nde, bir gecede 13 bebeğin hayatını kaybetmesiyle ilgili araştırmasını tamamladı&#8230;</em></strong></p>
<p>Uzmanlar bunun mamadan bulaştığının kesinleştiğini, 1 litre halinde steril olarak fabrikadan hastanelere gönderilen mamanın, klinikte 200`er gram olarak bölünürken bakterinin bulaşmış olma ihtimalinin de çok yüksek olduğunu belirttiler. Bu hafta yazımı tamamlanacak raporda, hastanenin kusurlu olduğu da belirtildi. Rapor, savcılık ile Sağlık Bakanlığı`na gönderilecek.</p>
<p>İzmir`deki Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Hastalıkları Hastanesi Yeni Doğan Ünitesi`nde geçen eylül ayında, 24 saat içinde 13 bebek yaşamını yitirmişti. Kamuoyunda büyük tedirginlik yaratan olay üzerine, önce bebeklerin öldüğü Yeni Doğan Ünitesi�ne giriş çıkışlar durduruldu, birimde karantina benzeri önlemler uygulamaya konuldu. İzmir İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, bebek ölümlerinin nedenini saptamak için Yeni Doğan Ünitesi ve hastaneden örnekler alarak laboratuvarda inceleme başlatırken, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığıda olayı soruşturma konusu yaptı. Ölümlerle ilgili İzmir Adli Tıp Kurumu�ndan rapor hazırlaması istendi ve ayrıca Sağlık Bakanlığı�ndan gelen bilimsel heyet ve müfettişler de bir inceleme başlattı.</p>
<p>İzmir Adli Tıp Kurumu Başkanlığı, bebekler üzerinde yaptığı otopsi ve bakteriyel incelemeyi sonuçlandırdı. Bu hafta yazımı tamamlanacak rapora göre, 13 bebeğin çoğunun ölüm nedeninin bağırsaklarında rastlanan, �entero bakteriyel kloseye� olduğu belirlendi. Bu hafta İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı ve Sağlık Bakanlığı�nın bilimsel inceleme kuruluna gönderilecek olan raporda, yetişkin bir insanda olabildiği gibi bebeklerde de bağırsaklara yerleşen bu bakterinin, ölümlere neden olduğu belirtildi. Adli tıp uzmanları, bağırsaklara yerleşen bu bakterinin, bu serviste çocukların beslenmesi için kullanılan mamayla alınmış olabileceğini belirtti. Uzmanlar, fabrikada tamamen steril ortamda 1 litre olarak hazırlanan bu mamaların yüksek ihtimalle, hastanede, bebeklere günlük verilecek miktarlar haline getirilirken, yani 1 litrelik mamanın 200 gramlık bölümlere ayrılması sırasında bakteri bulaşmasına neden olduğunu vurguladı. Uzmanlar, tamamen steril atmosferde üretilen bu mamaların şırınga ile hastanelerde bölünmesi sırasında ya da bölünmüş mamanın konulduğu şişelerde bakterinin üremiş veya karışmış olabileceğini belirtti. Yazımı halen devam eden raporda, bebek ölümleriyle ilgili olarak hastanenin kusurlu olduğu belirtildi. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı ve Sağlık Bakanlığı kurulu, rapora göre soruşturmayı şekillendirip, tamamlayacak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.insanvesaglik.com/bebek-olum-nedeni-bakteri/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
