Müzik dinlerken buna dikkat edin!

19 Aralık 2011 admin Kategori: Genel Sağlık | Yorum yok »

Otomobillerde ve kulaklıkla çok yüksek sesle müzik dinlemek gürültüye bağlı işitme kayıplarına yol açıyor

Kulak, Burun, Boğaz Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Orhan Gedikli, kulağın son derece hassas bir organ olduğunu belirterek, ”Kulağın yapısına baktığımızda sesi kulak kepçesi alıp dış kulak yoluyla kulak zarına iletiyor.

Zar titreşmeye başlayarak titreşimleri kemikçiklere iletiyor. Orta kulak kemikçikleri titreşimi iç kulağa taşıyor. İç kulakta işitme hücreleri harekete geçiyor ve ses enerjisini elektrik enerjisine dönüştürerek işitme sinirleri aracılığıyla beyine gönderiyor. Algılama merkezleri gelen sesleri ayırarak tanıyor” diye konuştu.

Kulağa seslerin belli bir seviyenin üzerinde geldiği zaman orta kulakta bulunan iki orta kulak kasının kasılarak iç kulağın tahribatını engellemeye çalıştığını anlatan Gedikli, ”Bu kaslar sesin desibelini, şiddetini düşürüyorlar. Bu sistem kulağın kendini koruma mekanizmasıdır. Ama bu korumayı belirli seviyeye kadar yapabiliyor. Uzun süre kulaklıkla ya da kulaklık takmadan kapalı bir mekanda gürültüye maruz kalmak, işitme sistemi açısından son derece sakıncalı” dedi.

Toplu ulaşım araçlarında gençlerin uzun süre yüksek sesle müzik dinlemelerinin sakıncalarına değinen Gedikli, konuşmasını şöyle sürdürdü:

”Siz bir müzik cihazını açıp uzun süre yüksek seste dinlerseniz, aynı zamanda uzun süre gürültüye maruz kalmış sayılırsınız. Özellikle gençler arabada, otobüslerde cep telefonlarına kulaklığı takıp son ses açmış vaziyette uzun süre müzik dinliyor. Buna bağlı olarak gürültüye bağlı işitme kayıpları oluşmaktadır. Bu bir hastalıktır. Özellikle gürültülü işlerin yapıldığı fabrikalarda, iş yerlerinde maske kullanma zorunluluğu vardır. Devamlı gürültüye maruz kalmak iç kulağın dışa yakın orta kulak tarafındaki hücrelerini tahrip ederek yavaş yavaş artan işitme kaybına sebep olur. Bu kronik bir hastalıktır. İşitme kaybı yavaş yavaş arttığı için gürültüye maruz kalan kişiler bu durumu anlayamamaktadır. Bu tür işitme kayıpları anlaşılır seviyeye geldiği zaman artık geri dönüşüm yoktur. Kulakta tahribat olmuş, işitme kaybı gerçekleşmiştir. Artık kişinin işitme cihazı uygulamasından başka bir geri kazanımı yoktur. Bu zararlı alışkanlık özellikle genç ve orta yaşlı gurubun alışkanlığıdır. Müzik belirli aralıklarla orta seste dinlenebilir.

Çok yüksek oranda bir sese ani olarak maruz kalmak, ani işitme kayıpları dediğimiz kayıplara sebep oluyor. Bu durum daha sıkıntılı bir durumdur. Uzun süreli ses kaybında durum yavaş yavaş ilerliyor. Ani ses kaybında bir silah, top sesi veya bir gece kulübünde, düğünde yüksek ses veren hoparlörün dibindeki masada oturup yüksek sese maruz kalarak kulağında çınlama uğultuyla gelen hastalarımız oldukça fazladır. Kulakta yüksek sese maruz kalma sonucu ani işitme kaybına maruz kalmak oldukça sıkıntılı bir rahatsızlık. Çünkü o ani rahatsızlık ileri derecede bir kayıptır.”

TEDAVİ SÜRECİ

Prof. Dr. Gedikli, ani oluşan işitme kayıplarında tedavi yolunu ise ”24 saat içinde müdahale edilirse yüzde 50 yakın bir geri getirme mümkündür. Müdahale 24 saati geçerse kaybın geri gelme şansı yüzde 10′a-15′e kadar geriler. Aradan bir hafta geçtikten sonra geri gelme şansı yüzde bir bile değil. Müzik sesi normal oranda açılmalı son ses açıldığı zaman hoparlör dibinde oturan ve kulaklıkla müzik dinleyen tüm kişiler zarar görür” diye konuştu.

Gürültü konusunda yasal düzenlemeler de bulunduğunu hatırlatan Gedikli, şunları söyledi:

”Yüksek gürültü, insan sağlığı açısından her zaman risk, özellikle kulak olmak üzere birçok konuda negatif etkisi var. Moral ve motivasyonu bozar, çalışan kişilerin kendilerini işe verememelerine sebep olur. Bu dikkat kaybına bağlı iş kazaları meydana gelmesine sebep olur. Birçok psikolojik sorunu doğurur. Devletin, Sağlık Bakanlığının, sivil toplum kuruluşlarının halkı bilinçlendirmesi lazım, bu konuda mücadele de ediliyor.”


Hamilelik kilolarından nasıl kurtulunur?

13 Aralık 2011 admin Kategori: Kadın Sağlığı | Yorum yok »

Gebelik döneminde alınan kilolar, sağlıklı beslenme programı ve bebeğin düzenli emzirilmesiyle verilebiliyor. Uzmanlar, hamilelik öncesi kiloya dönmenin en az 6 ayı bulabileceğini belirtiyor.

Emzirme döneminde yeterli ve dengeli beslenmenin anne sütünün besin değerini ve süt miktarını arttırdığını belirten Uzman Diyetisyen Mehtap Ersin Bayrak emzirmenin annenin vitamin, mineral ve besin elementleri depolarına zarar vermediğini söyledi.

Dengeli ve sağlıklı beslenmeyle annenin ideal kilosuna ulaştığını, bebeğin de en sağlıklı beslenme şekli olan anne sütüyle beslenebildiğini belirten Bayrak, emziren annenin enerji ve besin öğeleri hesaplanırken yaş, boy, kilo, doğum sıklığı, enfeksiyon sıklığı, beslenme yetersizliğinin varlığı ve derecesi, fiziksel uğraşları gibi etmenlerin enerji harcamasının da hesaplanması gerektiğini ifade etti.

Bayrak, annenin kendisini ve bedenini tamamen ikinci plana atıp, emzirmeye ve bebeğe odaklanmasının da birçok beslenme hatasını beraberinde getirebildiğini vurgulayarak, ”Süt miktarının artması düşüncesiyle şeker ve yağ içeriği zengin, yüksek enerji içeren yiyecekler ya da sağlıklı, ancak fazla miktarda yiyecek tüketilmesi, doğum kilolarının üzerine kilo alımına neden olabilir. Sonuçta her şeye rağmen süt üretimi de azalabilir. Başarılı bir emzirme bebeğe günde 20-30 gram kilo kazanımı sağlar” dedi.

DÜŞÜK KALORİLİ DİYETLERDEN UZAK DURUN
Bayrak, gebelik öncesi vücut ağırlığına dönmenin 6 ay ya da daha fazla sürebildiğini belirterek, ”Kişi gebelik döneminde önerilenden fazla kilo almışsa her ay 2 kilo kaybetmek normaldir. Bu kilo kaybı ağır diyetlerle değil, emzirerek ve dengeli beslenerek sağlanmalıdır” diye konuştu.

Emziren annelerin, hızlı kilo verdirdiğini iddia eden standart ve düşük kalorili zayıflama diyetlerinden uzak durmaları gerektiğinin altını çizen Bayrak, şöyle devam etti: ”Ancak unlu, yağlı ve şekerli besinleri aşırı yememeye dikkat etmek gerekir. Bebeklerini emziriyorlarsa harcadıkları enerji nedeniyle eski formlarına daha kolay dönebilirler. Anne bebeğini emzirmeye devam ettikçe, süt üretimi artar ve buna bağlı olarak harcadığı enerji miktarında da artış olur. Diyetin sağladığı enerjinin yüzde 80 oranında süt enerjisine dönüştüğü kabul edilmektedir. Sağlıklı bir annenin günde ortalama 700-800 ml süt salgıladığı esas alındığında emziklilik döneminde günlük enerji gereksinmesine 750 kilo kalori ek yapılmalı. Bu miktarın 500 kilo kalorisi annenin yediklerinden, 250 kilo kalorisi ise gebelikte kazanılan depolardan karşılanır.

Annenin kendi dokularının korunması, sütle bebeğe geçen proteinin bebeğin doku oluşumu için kullanılması amacıyla yeterli ve kaliteli protein tüketmelidir. Her gün 1 adet yumurta ve 100-150 gram yağsız et (tavuk, balık, hindi veya 1 porsiyon kurubaklagil) yemeği tüketilmesi önerilir. Balık tüketimi haftada ortalama 2 kez olmalıdır.”

DEMİR EKSİKLİĞİNE KARŞI ÖNLEM ALIN
Bayrak, hamilelik ve emziklilik dönemlerinde sık karşılaşılan sorunun da demir eksikliği olduğunu vurgulayarak, ”Anne sütüyle bebeğe geçen demir de bebeğin demir depolarının dolması ve kan yapımında kullanılması açısından önemlidir. Et ve et ürünleri, balık, yumurta, kuru meyveler, kuruyemişler, kuru fasulye, nohut, mercimek demir içeriği yüksek gıdalardır, günlük beslenmede düzenli tüketilmelidir. Pekmez kan yapıcıdır, şeker boş enerji kaynağıdır. Şeker yerine pekmez yenmesi kansızlığı önler” diye konuştu.

Bu dönemde demirin emilimini azaltan çay ve kahvenin de yemeklerle birlikte içilmemesi, demirin emiliminin arttırılması için C vitamini içeriği zengin portakal, mandalina, domates, maydanoz, yeşil biber gibi besinlerle beraber tüketilmesi gerektiğini anlatan Bayrak, çayın kuşluk, ikindi gibi öğün aralarında, yani yemek yendikten 1-2 saat sonra açık olarak içilmesi, çaylara limon suyu eklenmesi, içecek olarak ıhlamur, nane, papatya, kuşburnu gibi bitki çaylarının tercih edilmesi gerektiğini söyledi.

YEMEKLERDE MUTLAKA İYOTLU TUZ KULLANIN
Bayrak’ın verdiği bilgiye göre, bu dönemde annenin, kalsiyumdan zengin süt, yoğurt ve peynir gibi yiyecekleri, önerilen miktarlarda düzenli tüketmesi gerekiyor. Emziklilik döneminde 1000-1200 mg kalsiyum annenin günlük diyetine 1 su bardağı süt, kalsiyumla zenginleştirilmiş süt veya yoğurt, 1 kibrit kutusu kadar peynir (30 gram) koyu yeşil yapraklı sebzelerin eklenmesi ile karşılanabiliyor. Kuru meyveler ve kuru yemişlerin de tüketilmesi gerekiyor. Her gün 1 yumurta ve 1 porsiyon sebze yemeği veya kurubaklagil yenilmesi, kuru fasulye, nohut, mercimek ve bulgur karışımı yemekler, C vitamini yönünden zengin sebze ve meyvelerle tüketilmesi öneriliyor. Vitaminlerden zengin sebze ve meyvelerin diyette her öğün olmasına özen gösterilmesi isteniyor.

Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddesi içeren diğer hazır besinlerin mümkün olduğu kadar az yenilmesi, margarin ve tereyağının tüketilmemesi, zeytinyağı, mısırözü, soya, ayçiçeği yağının kullanılması gerekiyor. Ayrıca çok fazla yağ içeren pasta, kaymak, yağlı tatlıların tüketilmemesi, yemeklerin sıvı yağ konularak pişirilmesi veya ızgara, buğulama, haşlama yöntemlerinin kullanılması tavsiye ediliyor.

D vitamini ihtiyacının giderilmesi açısından önerilenlerden biri de emziren annelerin güneşlenmesi. Ayrıca yemeklerde mutlaka iyotlu tuz kullanılması, sebzelerin, makarna ve eriştenin haşlama sularının dökülmemesi isteniyor.

SIVI ALIMINI ARTTIRIN
Emziklilikte su metabolizması da artıyor. Alınan su süt salgılanmasıyla, metabolik su ise artan yiyecek alımıyla yükseliyor. Süt miktarının değişmemesi için annenin sıvı alımını arttırması gerekiyor. Günlük alınan toplam sıvı miktarının yaklaşık 3 litre olması gerekiyor. Bu miktar pratik ölçülerle 12 su bardağı su, süt, ayran, hoşaf, komposto, limonata, şerbet, meyve suları şeklinde öneriliyor. Sigara ve alkol kullanılmaması, vitamin tabletlerinin doktora danışılmadan tüketilmemesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Emzirme süresince bebeğin hep memede olması, emerken uykuya dalması emzirmenin iyi gittiğinin işareti olarak gösteriliyor.


Bunu yiyen kadınlar tüyleniyor!

08 Aralık 2011 admin Kategori: Kadın Sağlığı | Yorum yok »

2 bin kadın üzerinde geçtiğimiz ay yapılan bir araştırmaya göre kadınların fazla kilolarından sonra en çok şikayet ettiği sorunu aşırı tüylenme.

Bunun en önemli sebeplerinden biri ise glisemik indeksi yüksek yani yüksek karbonhidratlı ve şekerli kek, börek gibi hamur işi gıdalar tüketmek.

İngiltere’deki Whipps Cross Üniversite Hastanesi’nden endokrinolog Dr. Rina Davison tüylenmenin genlerle ve yaşanılan bölgeyle de alakalı olabileceği gibi yenilenlerle de yakından bağlantısı olduğunu açıkladı.

Dr. Davison yani glisemik indeksi yüksek besinler yani yüksek karbonhidrat ve şekerli yiyecekler yemenin vücutta insülin direnci yarattığını belirtti. İnsülin direncinde vücut daha fazla insülin salgılıyor ve bu da erkeklik hormonu olan testesteronun daha fazla salgılanmasına neden oluyor. Bu döngü içerisinde testesteron salgılayan kadın vücudu erkek tipi tüylenme yaşıyor ve yüz bölgesinde tüylenme artıyor.

Ayrıca bu yiyecekleri tüketmek insülin direncine neden olurken daha sonralarda insülin direnci bu tip besinlere de düşkünlüğü artırıyor ve adeta bir kısır döngü oluşuyor.

Ancak tüylenmenin tek sebebi tabii ki bu olmayabilir. Aynı zamanda kullanılan bazı ilaçlar, polikistik over sendromu, egzama, anoreksiya ve menapoz da sebeplerden biri olabilir.


Türkiye’de sonunda bu da oldu

02 Aralık 2011 admin Kategori: Sağlık Haberleri | Yorum yok »

Türkiye’de ilk defa bir devlet hastanesinde internet bağımlıları için bir poliklinik hizmete girdi

Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E.A. Hastanesi bünyesinde açılan poliklinikte her yaş grubundan internet bağımlıları tedavi görüyor.

İnternetin aşırı kullanımı kullanıcıların aile ilişkilerinde ve sosyal ilişkilerde bozulma, öğrencilerde derslere katılımının azalması, okuldan uzaklaşma, işyerlerinde iş veriminin düşmesi, işten ayrılma, yeme – içme gibi günlük yaşam aktivitelerin ihmal edilmesi, obezite, yorgunluk, yaygın beden ağrıları gibi yıkıcı sonuçlara yol açıyor.

Sorunlu internet kullanımı psikiyatrinin en yeni ilgi alanlarından biri haline gelirken, ülkemizde genç nüfusun yüksekliği ve internet kafelerin kontrolsüzce yaygınlaşmış olması, henüz yeni tanımlanmakta olan hastalık için oldukça uygun bir zemin oluşturuyor.

Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E.A. Hastanesi (BRSHH) bünyesinde açılan İnternet Bağımlığı Polikliniği 17 Kasım’da hizmet vermeye başladı.

İnternet Bağımlılığı Polikliniği, uyguladığı tedavi yöntemleriyle internet kullanımını tekrar kişinin kontrolü altına alabilmesini hedefliyor ve bağımlılıkla ilgili bilgilendirme yapıyor.

Poliklinikte, chat ve sosyal medya bağımlılarından, online alışveriş meraklılarına, cinsel içerikli site tutkunlarından, saatlerce bilgisayar oyunu oynayanlara, kadar yetişkin, kadın/erkek, ergen, çocuk birçok kişi tedavi görüyor.


Artık mışıl mışıl uyuyacaksınız

30 Kasım 2011 admin Kategori: Sağlık Haberleri | Yorum yok »

“Journal of Neuroscience” adlı dergide yayımlanan araştırma, uykusuzluğun temel nedeninin kimyasal olduğunu ortaya çıkardı.

İnsan zihninin en gizemli yanlarından biri olarak kabul edilen uykunun, biyolojik süreçler, çevresel etkenler ve davranış örüntüsü arasındaki hassas bir denge tarafından düzenlendiği biliniyor, ancak bu süreçte rol oynayan mekanizmalar henüz tam olarak çözülemedi.

Uykunun hücresel düzeyde nasıl düzenlendiğini ortaya çıkarmayı amaçlayan araştırma, çeşitli uyku bozukluklarının nedenlerinin ortaya çıkarılması ve bu bozukluklar için etkili tedavi yöntemleri bulunması açısından özel bir önem taşıyor.

Uyku bozuklukları için halihazırda kullanılan tedavi yöntemlerinin birçok istenmeyen yan etkiye yol açtığını belirten bilimadamları, enzimin engellenmesinin uykunun sağlıklı bir yaşam için gereksinim duyulan REM (hızlı göz hareketleri) ve N-REM evrelerine yol açarak doğal bir tedavi sağladığını kaydetti.


Kablosuz internette kanser riski

30 Kasım 2011 admin Kategori: Sağlık Haberleri | Yorum yok »

Kablosuz internet kullanımı, kanserli hücre sayısını arttırıyor

Kanserli hücreler üzerinde yapılan çalışma, kablosuz internet kullanımının kanserli hücre sayısını belirgin şekilde artırdığını gösterdi.

Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Tıp Fakültesi Biyofizik Bölümü’nde kanserli hücreler üzerinde yapılan çalışmada kablosuz internet kullanımının kanserli hücre sayısını belirgin şekilde artırdığı tespit edildi.

SDÜ Tıp Fakültesi Biyofizik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Nazıroğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kablosuz internet kullanımının kanser hastaları üzerindeki etkisiyle ilgili bir araştırma yaptıklarını belirtti.

Yaklaşık bir yıl önce başladıkları araştırma kapsamında farelerden aldıkları kan kanserli hücreleri 1, 2, 12 ve 24 saat süreyle radyasyona maruz bıraktıklarını anlatan Nazıroğlu, daha sonra her kategoriden birer örnek alıp, inceleme yaptıklarını kaydetti.

İncelemeler sonunda, kablosuz internetin yaydığı ışınlara maruz kalan kanserli hücrelerin daha da çoğaldığını tespit ettiklerini vurgulayan Nazıroğlu, ”Kanser hastaların evlerinde kablosuz internet bulunuyorsa bundan bariz bir şekilde zarar göreceği hücreler üzerinde yaptığımız çalışmayla bilimsel olarak kanıtlandı. Radyasyona maruz kalan kanserli hücrelerin ne kadar maruz kaldılarsa o kadar çoğaldığını gördük” dedi.

Çalışma sonuçlarını Çin, Fas ve Edirne’de düzenlenen Biyofizik Kongresi’nde paylaştıklarını kaydeden Nazıroğlu, çalışmanın uluslararası alanda büyük ilgi gördüğünü anlattı.

Kanserli hastaların kablosuz internet ortamından uzak durması gerektiğini bildiren Prof. Dr. Nazıroğlu, kanser hastalarının tedavilerinin de bu süreçten olumsuz etkileneceğine dikkati çekti.

Kaynak : http://www.internethaber.com/kablosuz-internette-kanser-riski-386454h.htm#ixzz1fC4Ur17R


Hamile bayanlar bu habere dikkat!

19 Kasım 2011 admin Kategori: Kadın Sağlığı | Yorum yok »

Hamile olan bayanlar hem kendi hem de bebeğin sağlığı için kış aylarında önlem almalı.

Mevsimsel değişiklikler ve geçişler hamileleri etkiliyor. Kış aylarında soğuklara maruz kalan hamilelerin daha sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek için kendilerine ve bebeklerine daha fazla özen göstermeleri gerekiyor.

Uuzmanlar, hem doğacak bebeklerinin, hem de kendilerinin sağlığı için kış hamilelerinin mevsimin özelliklerine göre önlem almasını öneriyor. Peki, kış anneleri nasıl beslenmeli, nelere dikkat etmeli?

“Kış aylarında metabolizmanızı güçlendirmek, hastalıklara karşı direncinizi arttırmak ve daha da önemlisi bebeğinizin sağlıklı gelişimini devam ettirmek için dengeli beslenmeniz şart. Gün içinde her besin grubundan yeterli miktarda almanız ve ihtiyacınız olan protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineralleri besinlerden sağlamanız gerekir. Kışın bolca yetişen pırasa, ıspanak, kereviz, lahana, karnabahar gibi demir zengini yeşil yapraklı, lifli sebzeler mönünüzün liste başında yer almayı hak eden besinlerdir.Kışın sağlığımız için başrol oyunculuğu yapan C vitamini; limon, portakal gibi turunçgillerde ve kuşburnu, kırmızı ve yeşil sivri biber, kivi, maydanoz ve rokada da fazla fazla bulunuyor. Kış aylarında yine daha bol ve çeşitli meyve ve sebzelerin tüketilebilme şansı vardır ve unutulmamalıdır ki C vitamini ile alınan demir, bağırsaklardan daha fazla emilecektir. Ayrıca meyve ve sebzelerin posalı oluşu bağırsak hareketlerini arttıracaktır. Bu arada meyve tüketimini akşam yatmadan önce muz (muzlu süt vb.) sabah ise asidik olan portakal, mandalina, greyfurt ile yapmak daha doğru olacaktır.

Gerektiğinden fazla kilo almak, doğum sonrasında karşınıza sorun olarak çıkacağı için, bu dönemde karbonhidratları azaltmalı, protein, vitamin ve kalsiyum ağırlıklı bir beslenme programı tercih etmelisiniz. Et, balık, tavuk, yumurta gibi besinlerle protein; süt, ayran, yoğurt gibi süt ve süt ürünleriyle kalsiyum; bol bol sebze ve meyve tüketerek de günlük dengeli beslenme programı dahilinde almanız gereken vitamin ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.Bulaşıcı hastalıkların ve alerjilerin çoğalmasına neden olan ortamlarla beraber, değişen hava şartları da birçok hastalığa sebep oluyor. Pencereleri ve kapıları açarak evdeki havalandırmayı sağlayabilir, mutfak ve banyodaki havalandırma fanlarından yararlanabilir ve hava temizleyici cihazlardan edinebilirsiniz. Soğuk algınlığı ya da gribe yakalanmamak için, salgın dönemlerinde kapalı ve kalabalık mekânlarda uzun süre kalmamalı ve ellerinizi sık sık yıkamalısınız. Gribal enfeksiyonların yaygın olduğu bu mevsimde tokalaşmak, öpüşmek risk arttırıcı olduğundan daha dikkatli olunmalı ve bu tip yakın temaslardan kaçınılmalıdır.


Horlamaya son veren yastık!

19 Kasım 2011 admin Kategori: Sağlık Haberleri | Yorum yok »

Horluyorsanız Japon icadı kutup ayısı şeklindeki yastık tam size göre. Horladığınız anda ya da nefesiniz kesildiğinde kibarca yanağınızı okşuyor ve sizi uyandırıyor.

Popular Science dergisinde yer alan habere göre, kronik horlama sorunu yaşayan ve uyku apnesi hastalığı bulunan insanlara yardımcı olmak için tasarlanan robot yastık, Tokyo’daki Waseda Üniversitesi’nde geliştirildi.


Japonca’da “derin uyku” anlamına gelen “Jukusui-kun” isimli arkadaş canlısı kutup ayısı şeklindeki yastık, vücudunuzdaki oksijen seviyesini ölçen küçük bir eldiven şeklindeki cihaza ve yüksek sesi ölçen yatak örtüsünün altındaki sensörlere bağlanarak çalışıyor. Ayrıca bu yastık horlamanın desibel seviyesini ölçen bir mikrofona da sahip. Kişinin hayati değerleri kablosuz olarak bağlanan bir terminal üzerinde önceden programlanıyor. Böylece uyurken kablolara dolaşmıyorsunuz.

Sensörler kandaki oksijen seviyesinin düştüğünü belirleyince ya da horlama sesi dayanılmayacak kadar yüksek olunca kutup ayısı yastığın pençesi uyuyan kişinin yüzüne doğru yavaşça hareket ediyor.